February 02, 2012

Utangaçlık

60'lı yaşlarda Anadolulu bir ev kadını. Öğle sıcağından boncuk boncuk terlemiş. Gözüüzerindeki uzun kollu siyah bluza kaydı, dirseklerinin üstüne kadar sıvalı.

"İstanbul'da kadınlar yazın dışarda kolsuz gömlekle geziyor. Bizim köyde kimse kolları çıplak gezmezdi."
"Burada kimse kimseye aldırmaz. Siz de kısa kollu giyin." dedim.
Mahçup genç kızlar gibi kıkırdadı.
"Utanıyorum kızım."

Sizin kadar belki etmiyorum belki ama ben de utanıyorum aslında.

* * *
Kanada'da evimin oturma odasında oturuyorum.

Buraya oturma odası dememin tek nedeni benim burada oturuyor olmam. Koltuk, sehpa, televizyon, vb. dekorasyon klasikleri yok. Yerde bir battaniye katladım, üzerinde oturuyorum. Sırtım arkadaştan ödünç bir yastığa dayalı. Kaloriferi açtım, ayaklarımı dayadım, sıcacık. Bir de papatya çayım elimde. Gel keyfim gel.

Odanın geri kalanı da pek zengin: Beyaz bir masa, iki beyaz sandalye, üç saksı, üç mum. Bir de sevgili. Masada Macintosh bilgisayarı, internette oyun oynuyor. Ülkeler alıyor, öteki ülkelerle savaşıyor. Hepsini yeniyor. Yeni oyunlara başlıyor, onlarda da yeniyor.

* * *
Vakit gece. 
Karanlık, ama çok değil. Bilgisayarlarımızın ışığı, mutfaktaki fırının ışığı ve üç tane mum. Mumlar pencerenin içinde, beyaz turuncu rengarenk camlı, titreye titreye yanıyorlar.
Türkiye'den gelme bu mumluklar. Kaş'tan. Kanada'ya geldiler, önce yeni evli bir çiftin evini süslemeye. Sonra tekrar valize girdiler. Tekrar çıktılar. Tekrar girdiler. Tekrar çıktılar.

Egeli kadınlar yapmış -satıcı öyle dedi. Renkli cam kırıklarını zevklerine göre yapıştırarak irili ufaklı yuvarlak fanuslar yapan köylü kadınlar. Onlardan tek farkım köylü olmamak. Bunun ne olduğunu bile bilemeyecek kadar köye cahil, fazlasıyla okumuş, şehirli bir kadın olmak farkım. Ben de yapıyorum çok renkli kırık parçalardan bir şeyler ama yaptıklarım henüz hiç bir işe yaramadı.

* * *
İngilizce konuşuyoruz. Konuşmadığımız zamanlar ben onu Türkçe seviyorum; o beni Fransızca seviyor. Onunla herşey güzel gidiyor.

"Ne kadar daha böyle güzel gider?" diye soruyorum kafamda, "İçimdeki kırıklar ona batar mı?"
"Gerçek mi?" diye soruyorum. İngilizce, Türkçe,... Fransızca bile sorarım biraz sıksam, ama anlar mı?

Bir utangaçlık basıyor içimi. Anlamasın istiyorum.

* * *
Utangaçlık her zaman bir saflık ve temizlik göstergesi değil. 
Bazen eksik bir karakter mazeret olur; savunulma ihtiyacı çeken bir 'ben', zavallı sarı benzini titrek kirpiklerin altına süpürür. Sadece gölgede güzel göründüğünü bilir çünkü. 

* * * 
Sevgimin kalitesini bilemeden, sadece bu kalbimdeki şeye layık olma kaygısıyla seviyorum. İyimser olmak istiyorum, bendeki kırıklar küçük de olsa yanı başı düzgün bir mumluk olmaya yeter mi?