February 28, 2014

Tulum, Valladolid ve Chichen Itza

Üniversiteden tanıdığım bir arkadaşımın düğünü vesilesiyle Meksika'ya gittiğimi önceki postumda anlatmıştım. O yazıya "İşinden istifa et ve derhal Meksika'ya git, dedi içimdeki ses..." gibi bir cümleyle başlamamdaki amaç, yazıya okur çekmekti. Allah beni ne yapsın.

İşin aslı şu:
İç-sesim uzun cümleler kurdu. "İstifa dilekçeni Meksika'ya gitmeden bir gün önce ver. Bu vesileyle tatiline çok kebap bir modda başlarsın. Yürü be aslansın sen heyy maşallah!" diye verdi gazı. Ben bu seslenişin özetini vermiştim. Gel gör ki blog okuru dikkatli, gözüne batan ayrıntı noksanlıklarını kesinlikle affetmiyor. Böyle de detaylara önem veren bir okuyucu kitlem var. Heyy maşallah!
... diye vereyim gazı.

Tamam. O başlıktan daha iyisini bulabilirdim.

*  *  *
Meksika'da gecen ilk iki günü anlatmıştım. 3 numaralı günden devam ediyorum.

Bir günlük evli arkadaşlarımızla plajda yatarken, Meksika'daki 4. ve son günümüzün planını yapmaya çalıştık (Hayat bazen öyle zor ki). Düğün davetlilerinin çoğu Rusça konuştuğu için Chichen Itza'ya Rus rehber eşliğinde otobüs turu organize etmişler. Sabahtan akşama kadar sürecek olan bu tur kişi başı 150'ye mal olacakmış...
150 derken, 150 dolar demek istiyorum. Tayip'le Bilaloğlandan esinlendim; böyle sadece sayı vererek konuşuyorum. Onlar gibi zengin gösteriyor.

Tarih turizmi için başka alternatiflerimiz var mı, diye düşünürken, davetlilerden genç bir Rus çift, Alex ve Alena, ilgilenirsek bizimle araba kiralamak istediklerini söylediler. Böylece daha az masrafla daha hızlı hareket edebilir, hatta aynı gün içinde hem Chichen Itza hem Coba hem de Tulum harabelerini görebilirdik.

Araba kiralamak iyi fikir. Ama bahsettikleri 3(!) yeri bir günde görmek için acele etmemiz gerek, abartmayalım, yakın olan bir-iki yeri görelim, dedim. Chichen Itza otele zaten 2.5 saat uzaklıkta. Sabah 4'te mi kalkacağım, manyak mısınız!? da dedim, içimden. Alex (tatilde bile her gün 6'da kalkıyormuş, oha!) planında ısrar edince kendisini daha mantıklı olmaya davet etmesini Inouk'tan rica ettim.
Arıza çıkarmak kadının, dövüşmek ise erkeğin alanıdır ne de olsa...

Alex çetin ceviz çıktı. Onun İngilizcesi pek yok; biz ise Rusça'da bir tek "Da" (evet) diyebiliyoruz; uzun pazarlıklar sonucunda Tulum ile Chichen Itza'ya gitmeye karar verdik. Bu plana göre Coba'ya girmiyoruz.

Sağda, otelden başlayıp Chichen Itza'ya uzanan rotamızı kırmızıyla çizdim.
Tulum Harabeleri
Biz Türkler tulumun 2 türlüsünü biliriz: Birisi rahmetli Cem Karaca'nın şarkısında geçer, diğeri bazen rakı sofrasında.

Bu postta -şayet daha önce duymadıysanız- repertuarınıza bir tulum daha eklenecek: Yucatan Yarımadası'nın batısında bulunan antik liman kenti, Tulum. M.S. 564 yılından 1518'de İspanyollar ayak basana kadar Antik Maya uygarlığının yerleşim merkezlerinden biriymiş. Yucatec-Maya dilinde çit, duvar manalarına geliyormuş. Denizden 12 metre yükseklikteki kayalıkların üzerine kurulmuş olduğu için bu adın verildiği sanılıyor.

Tulum'un genel tarihi konusunda daha fazla detaya girmeyeceğim. İsteseniz Google'dan neler öğrenirsiniz neler.

TULUM PLAJI - Fotoğraf, Wikipedia'dan alıntıdır.

Tulum'u işaret eden levhaları gördükten sonra yolumuza ilk çıkan açık otoparka girdik. Park yeri için ödemeyi yapacağımız memur -elinde bölgenin bir krokisi- İspanyolca bilip bilmediğimizi sordu. Günlerdir 'Fransızca'dan yola cıkarak İspanyolca konuşabilirim' teorisini savunan Inouk kendinden emin "Si" (evet) deyince, görevli "İyi, çünkü ben var İngilizce bilmemek" dedi ve başladı elindeki krokiyi son surat bir İspanyolca'yla anlatmaya.

Dördümüz gösterilen A4 kağıda basılmış krokiye pür dikkat bakarken beyefendi açıklamasını bitirdi. Sonra derin bir sessizlik oldu. Anladınız mı? gibi bir soru sordu. %100 özgüvenle kafalarımızı salladık (hatta Inouk yine "Si" dedi), park ücretimizi ödedik, ve krokiyi alıp çıktık.


Önceki postumda "Meksika'da eczacılar hariç herkes İngilizce biliyor"  demiştim. Eksik söylemişim: Meksika'da eczacılar ve müze görevlileri hariç herkes İngilizce biliyor. Neden acaba?
Açıklayayım. Bence:

1) Meksikalı eczacılar & İngilizce: Bu ikisinin bir arada bulunması gereksiz. Adam zaten yıllarca dirsek çürütüp Latince'yi sökmüş. Bir de senin karın ağrının İngilizce'sine niye kafa yorsun? Karnını tut ve hafif kıvran, al sana etkili iletişim. Kasma, kastırma.

2) Meksikalı müze çalışanları & İngilizce: Müzeye giriş bileti için ödeme yaparken "İspanyolca biliyor musunuz?" diye soruyorlar. Bilmiyorsan sen kimsin? (Muhtemelen) parası bol bir turistsin. "Rehber verelim" diyorlar. Rehber, müze giriş ücretine dahil değil: Turist başına 70-100 arası.
Rehber yoksa antik taşlara bakar bakar bir şey anlamazsın. Etrafta İngilizce bilgi veren yazılar bulmayı umuyorsan, var, ama çok az.

Tarih bilgisi bence ücretsiz paylaşılmalı. Üretim ve tüketim maddesi değil ki parayla satasın.
(Anladım, biliyorum, böyle böyle bölge ekonomisine katkı, işsizliğe çözüm, ekmek parası,...)

Biz ne yaptık: Diğer rehberli grupların yanlarına yaklaşıp bilgi aşırdık. Bilgi aşırırken çektiğim fotoğraf, buyrun. Sıfır montaj. Pişman mıyım?

Değilim. Zaten elle tutulur bir bilgi aşıramadım ki. Bir cümlenin tamamını duyunca uzaklaşan ve dinlemiyormuş gibi yaparken kendini rolüne kaptırıp gerçekten bir şey duyamayan bir tipim. "Bu ağaçlar... Mayaların çiğnedikleri... Dini törenlerin vazgeçilmez... Ve düşmanlarını bu şekilde... Obsidyen..." Bunları duydum, bir şey anlamadım.

Özellikle Mayaların neyi ve neden çiğnediklerini merak ettiğim için sonradan internette 3(!) dakikalık bir araştırma yaptım: Meğer bizim ciklet çiğneme alışkanlığımızın atası Mayalar'mış. Orta Amerika'da yetişen bir ağaç türü olan Sapodilla'nin özütünü çiğneyen Mayalar, 16. yüzyılda gelip Eski Amerika Uygarlıklarının kökünü kurutan beyazlara ilham vermişler... (Daha detaylı bilgi için tıklayın.)

Harita kaynak: http://library.thinkquest.org/C006206F/
Mayalar, Aztekler ve İnkalar:
Bu halkları hep karıştırmışımdır. Hangisi kimdir, ve Mel Gibson'in yönetmenliğini yaptığı Apocalypto filminde geçen halk, bunlardan hangisidir?
Bir 3(!) dakikalık araştırma daha yaptım, işte:
  • Eski Orta Amerika Medeniyetleri arasındaki en eski ve en uzun süren medeniyet Mayalara ait. Tarih sahnesine M.Ö. 2600 dolaylarında çıkmışlar. Meksika, Guetamala, El Salvador, Beliz ve Honduras'ta yaşamışlar. Bugün bu coğrafyalarda yaşayan nüfusun büyük kısmı Maya. Apocalypto filminde de bahsi geçen -kafa kesen- halktır. (Yandaki haritada yeşil ve kırmızı alan)
  • İnka'lar M.S.1200'den 1533'deki İspanya isgaline değin Peru'da hakimiyet kurmuşlar. (Haritada kahverengi alan)
  • Aztek'ler tarih sahnesine M.S. 14. yüzyılda çıkmışlar. Meksika'daki Texcoco gölünün bir adasında kurdukları en büyük Aztek şehri Tenochtitlan 1521'de İspanya işgaliyle düşünce, ülke sizlere ömür. (Haritada kırmızı alan)

Bütün bu medeniyetler arasında kendi yazı dilini geliştirebilmiş olan tek halk, Mayalar. Astronomi, matematik, mimarlık, şehir planlama ve seramik sanatında ileri eserler vermişler. Aztekler de fena değillermiş gerçi, dünyanın en büyük piramidini onlar yapmış. Belki bir gün de onu görürüm.

Tulum, ve bu bitmek bilmeyen yazının devamında ele alacağım Chichen Itza, Mayalar'dan günümüze kalmış bir çok yerleşim merkezinden sadece ikisi.


Asağıda, Tulum harabelerinin bir krokisi (kaynak), ve sonra benim kamerama takılanlar:

Gördüğünüz üzere şehir duvarlarla çevrili, ve köşelerde gözetleme kuleleri (watchtower) var. Taştan örülmüş bu duvarlarda yer yer tünel gibi dar kapılar açılmış, ancak eğilerek geçebiliyorsunuz. Mayalar bayağı ufak tefekmiş galiba.

THE HOUSE OF CENOTE: Antik limanın su kuyusu vazifesi gördüğü düşünülen yapı. Denizden su sızıntısı olduğu için kuyuda içilebilir su yok. Belki de, diyorlar, ölülerin yeraltı dünyasına uğurlandığı cenaze seramonileri için yapılmış simgesel bir kuyuydu... Bilmiyoruz artık.
TEMPLE OF THE WIND: Rüzgar Tapınağı. Ziyaretçilerin bina içlerine girmeleri yasak.
Bence cennet buna benzer bir yer.
Ya da böyledir, belki... Cennete inanmayan biri için ilginç yorumlar bunlar.
EL CASTILLO: Tulum harabelerinin en görkemli yapısı. 12 metre boyunda bir piramit ile birbirine eklenmiş gibi görünen bir kaç küçük binadan oluşuyor. Görkemli binaların dibine girip başımı arkaya atarak duvar boyunca yukarıya bakmak, çok yüksek bir binanın tepesinden aşağıya bakmak gibi bir his -veriyor bana.

Valladolid'den bir arkadaş
Valladolid:
Tulum'da 2-2.5 saat kadar kalmışızdır. Yolumuzun üzerinde bulunan bir diğer antik şehir Coba'yı planladığımız gibi es geçip Valladolid'e vardık.

Burası, Yucatan eyaletinin en büyük 3. şehri -desem de siz gözünüzde büyük bir şehir canlandırmayın. Valladolid, rengarenk boyanmış mütevazi evleri ve görkemli kiliseleri ile sevimli bir kasaba gibi görünüyor. Turistik aktiviteler açısından zenginmiş, ancak bizim kalıp keşfedecek zamanımız yoktu. Bir bankamatikten nakit peso çektikten sonra hızlıca öğle yemeği yiyebileceğimiz restoran arayışına girdik. Hızlıca aradık, ama hızlıca bulamadık. Turistlerin değil, yerli halkın tercih ettiği bir şeyler yemekti niyetimiz.

Arabayı şehir meydanında park edip otantik yerler bulmak ümidiyle sokak aralarına girdik. Meydandan uzaklaştıkça ortam feci otantikleşti: Otantik araba tamircileri, otantik sanayi mahallesi falan derken tam istediğimiz türden bir 'aile restoranı' bulduk. Merter'deki aile kebap salonlarını andıran bir yer: Oasis Aile Pizzacısı.

Yemekten sonraki 2 saatimiz arabayı park ettiğimiz yeri aramakla, Valladolid'den çıkmaya çalışırken kaybolmakla, Chichen Itza'ya giden yolu bilen bir Allah'ın kulu bulamamakla, ve uzun ugraşlar sonucunda son güzergahımız Chichen Itza'ya ulaşmakla geçti. Bunun bir de dönüşü var.
Ah Valladolid, valla kara delik gibisin.

Chichen Itza:
Chichen Itza, her yıl 1.2 milyon turistin ziyaret ettiği, Mayalardan kalan en büyük şehirlerden biri.

Vardığımızda saat 3'u geçiyordu; ve biz müzenin saat 4:30'da kapanacağından bi'haber, bilet gişesinden sonraki ağaçlıklı yolda karşımıza çıkan sokak tezgahlarının sergilediği rengarenk Maya desenli çanak-çömleği bir elleyip bir bırakarak, ağır ağır antik kente doğru yürümekteydik...
Derdim büyüktü: "Hangisini alsak? Bu güzelmiş... Bu da güzelmiş... Maya takvimi de alalım aşkım!"
Inouk daha dertliydi: "Müze biletleri o kadar pahalıydı ki cebimdeki paranın neredeyse hepsi gitti. Kredi karti geçmiyor. Korkarım şu büyük tabaklardan alamayacağız. Belki alırız, pazarlık yaparsam..."

Geçmişteki o ana geri gitme şansım olsaydı eger, o zekasızların (biz) yakasından tutup "Yürüsenize ulan sadece 1 saatiniz kaldı!" diye biraz sallardım.

CHICHEN ITZA: Soldaki büyük beyaz kutu, bilet gişeleri, kafeterya ve tuvaletlerin olduğu alan. Beyaz kutudan "Market" yazan yere kadar olan kısımda sokak tezgahları var. Castillo piramidi (diger adıyla, Kukulcan Tapınağı) etrafındaki yapıları ve Mil Columnas kısmını gezdik. "Ossuary" ve altında kalan kısmı gormeye vaktimiz olmadı.
Harita kaynak: http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Karta_ChichenItza.PNG

EL CASTILLO ya da KUKULCAN TEMPLE: M.S. 1000 dolaylarında yılan seklindeki "Kukulkan" tanrısına ithaf edilen bu yapı, yılda iki gün, 20 Mart ve 21 Eylül ekinokslarında, batı yüzünde dev bir yılan gövdesi oluşturacak şekilde inşa edilmiş. Tapınak, 2006 yılından beri ziyaretçilerin tırmanmasına kapalı. 8 yıl geç kalmışım!
Kukulcan Tapınağı bence en güzel bu açıdan görünüyor. Piramidin her bir yüzünde 91 basamak var, 4 tarafında toplam 364 basamak eder. Bir de en üst katmanı sayarsak 364+1=365 (gün).
MIL COLUMNAS: Yani "Bin Kolonlar". Bu kolonlar aslında bir çatıyı tutuyormuş; çatının neden yapılmış olabileceği bugün bilinmiyor. Geniş bir alana yayılan bu yapının, toplantı ve törenlerin yapıldığı dev bir salon olduğu tahmin ediliyor.
Mayalarda kafa kesmek, kalp sökmek, iç organları boşaltmak, vb. yollarla "insan kurban etmek" gelenekselmiş. Bazen ceza, bazense kurban edilene onur vermek amacıyla yapılan bu işler 17. yüzyılda bazı İspanyolların da başına(!) gelmiş. Savaşlarda alınan esirlerin tamamı değil, sadece en yüksek rütbeli komutanlar kurban edilirmiş. Chichen Itza'da dikdörtgen prizma seklindeki bir anıt, kesilen kafaların küçük bir listesi gibi kafa oymalarıyla kaplı.
Yol boyuncu "onu alalım bunu bırakalım" derken baktık hiç bir şey almadan hattın en sonundaki tezgaha gelmişiz. Tabak tutkumuzu feda edip bir Maya takvimi almaya karar verdik. Mayalı olan ve İngilizce-İspanyolca-Maya dili konuşan resimdeki arkadaş, bizim takvimi gazete kağıdına sarıyor.

Yukarıdaki resimde, tezgahta gördüğünüz o dik duran yuvarlak şeyler takvim. En solda orta rafta duran, Maya takvimi. Onun altındaki rafta en solda duran ise Aztek takvimiymiş. Aztek takviminin solundaki küçük renkli jaguar kafaları, jaguar sesi çıkaran bir tür müzik aleti. Müzik yapmıyor gerçi, sadece jaguar sesi. Inouk'ta kalan son paramız (10 dolar) takvime gidince, jaguar kafasına paramız kalmadı. Küçük ceplerimizden 5 dolar daha çıktı sonra, ama yetmedi işte. Dönerken rastladığımız hayırsever bir tezgahtar siyah-gri renkte bir jaguar kafasını bize 5'e bıraktı da şimdi istediğim zaman jaguar sesi çıkartabiliyorum.

*  *  *
Otele döndüğümüzde 9'a geliyordu.
Ertesi sabah 5'te havaalanında olmamız gerektiği için, akıllı ve sorumluluk sahibi her yetişkin gibi biz de aksam yemeğinden sonra hop doğruca uyumaya çekildik -mi? 
Hayır. Gece yarısını geçene kadar arkadaşlarımızla oturduk.

February 13, 2014

İşinden istifa et ve derhal Meksika'ya git

... dedi içimdeki ses. Aynen öyle yaptım.

Geçen Pazartesi'den bahsediyorum. Sabah erkenden istifa dilekçemi yazdıp müdürüme sundum. "Sonsuza kadar burada kalmayacağını biliyordum, yolun açık olsun" dedi gülümseyerek.
Ertesi gün erkenden kalktık ve havaalanına yollandık.
(Kiminle, müdürümle mi? Hayır tabii ki eniştenizle.)
Yolculuk Meksika'ya, dooğruca Cancun Havaalanı'na.
(Aşagıdaki haritada dev kırmızı okun gösterdiği şehir.)
Tam olarak "dooğruca" sayılmaz gerçi, ABD/ Houston'da aktarma yaptık.
(Ona da minik sevimli bir daire kondurdum.)
Aktarma maktarma... Hiç bir ekstra adım geçen haftanın muhteşemötesiliğini azaltamaz.
(Acaba her satırdan sonra parantez açmaya devam etmeli miyim?)

Neee kral haftaydı ama!
(Çok güzel haftaydı yalnız. Nasıl ama nasıl süper bir haftaydı...)


Kanada'dan uçağa binerken üzerimde kazakla kot pantalon vardı. Kazak Cancun Havaalanı kapısından çıktığımız anda beni boğmaya çalıştı. Valizin fermuarını aralayıp el yordamıyla askılı bir atlet buldum. Herkesin içinde çıkardım kazağı, millet şoka girdi... dermişim. Sonra da bu yazıyı Türkçe bilen bir Meksikalı okuyup "Hayır öyle yapmadı, üstünü tuvalette değiştirdi. Biz bir şey görmedik." diye yorum bırakmak suretiyle yalanımı ortaya çıkarırmış... Olur, olur bence.
(Böyle bir hadise yaşanmasın diye ben burada doğruyu, yalnızca doğruyu yazacağım.)

Ardından, bizi otele götürecek olan aracı bulamadık. Inouk bir gün önce internette rezervasyon yapmıştı ama bizi unuttular galiba. Jair adında başka bir servis şirketinin görevlisi cep telefonunu kullanmamıza izin verdi. Beklediğimiz servisin şoförünü bir kaç aramadan sonra evinden kaldırmayı başardık. Araçta ikram ettiği enteresan içkilerle -misal, domatesli bira- gönlümüzü aldı neyse ki.
(Domatesli bira bence çok saçma bir karışım olmuş. Ama Meksikalılar ikramda bulunmayı seven insanlar, çiğ tavuk bile yedirseler -ve ölmezsem- memnun olabilirim.)

Cancun Havaalanı ile kaldığımız otel (Barcelo Maya Beach Resort) arasında bir saat mesafe var. Yerini yukarıdaki haritada minik kırmızı bir okla göstermeye çalışıyorum.

Inouk da ben de hayatın en yoğun aktığı caddelere, küçük dükkanlara ve sokak tezgahlarına yakın pansiyonlarda kalmayı tercih ederiz -ben gürültülü yerleşim yerlerinde daha bile rahat uyuyorum. Ancak üniversiteden bir arkadaşım (Julia) o otelde evlenecek diye Barcelo Maya'ya gittik. 5 yıldızı ile bir sürü yüzme havuzu, bar, kafeterya ve restoranıyla öyle büyük bir otel ki, 4 gün-5 gecelik tatilimiz boyunca her gün kaybolduk. Aşağıda, kaybolduğumuz alanı ve minik pembe bir noktayla kaldığımız yeri görmektesiniz.

(Bize ne ki yeaaa... derseniz, böyle hava basmadığım başka postlarım var, yol yakınken onlara yönelin derim. Bu yazı bayağı uzun olacak zaten.)


1. Gün:
Geldiğimizin ertesi günü otele en yakın yerleşim merkezi olan Playa del Carmen'e gittik. Yerli kültürün bağrına halk otobüsüyle gitmek istedik; otobüs beklerken dolmuş geldi.
(Böyle konularda çok da seçici olmamak lazım.)

20-30 dakikalık mesafeler için dolmuş ücreti, kisi başı 30 peso. Aşağı yukarı 3 Amerikan doları eder. Ucuz değil.
(Bu tür günlük fiyat bilgilerini bu yazının sonunda vereceğim.)

Playa del Carmen küçük turistik bir kasaba. Otelle Cancun arasında, sahil yolunda. Turistik olmayan bir kısmında dolmuştan indik ve önce banka (bize peso lazım), sonra eczane (ah bir de vuran ayakkabılar olmasa) aradık.
Bu, Meksika'ya ikinci gidişim. İlk gidişimde de fellik fellik eczane aramam gereken bir durum olmuştu. Nedir arkadaş, herkes ama herkes İngilizce biliyor, bir tek eczacılar bilmiyor. Az buçuk İspanyolcam olduysa Meksikalı eczacılar sayesindedir.
...

Playa del Carmen'in en ünlü ve eğlenceli kısmı, 5. Cadde. İstiklal Caddesi gibi (ama çok daha küçük), sağlı sollu dükkanların ve restoranların olduğu ve araçların girmediği upuzun bir yol. Bir ucu plaja açılan geniş bir meydanda başlıyor. 


Bulutlar nasıl gri, nasıl ağır, nasıl da üstümüze üstümüze geliyordu...

Bir mağazada, sanıyorum Bershka mağazasının girişiydi, manyak gibi yağan yağmuru ve bizim gibi girecek kuru bir delik arayanları izleyerek keyifli bir 15 dakika geçirdik. Tam yanımızdaki dükkanın tentesinin altına evcil maymunuyla bir adam, hamileliğinin 20. ayında gibi görünen bir hanım ve bir polis sığındı. Enteresan bir üçlüydü gerçekten. Fotoğraflarını çektim, ama burada ulu orta yayınlayamam (ayıp). O esnada tepemde ne olduğunu paylaşabilirim yalnız:

Yağmur uzun sürmedi, ama yöresel altyapı İstanbul stili yapılmış olsa gerek: Bazı dükkanları su bastı. 5. Cadde uzun ince bir göller yöresi oldu.

Meksika'da Tekila almayı önceden kafaya koymuştuk. Ama alışveriş yapabileceğimiz tek günün bu gün olacağını düşünmemiştik. Araba yok, iki koca Tekila şişesIyle yürümek bizim gibi zeka sahibi turistlerin yapacağı bir şey olamazdı... derken, Inouk'tan göz kamaştırıcı parlaklıkta bir fikir geldi:
"Küçük tekerlekli bir valiz alalım. Sişeleri icine koyar, çeke çeke gezeriz."

Yazı zaten çok uzayacak. Tekila alışverişine valizle çıkmamızın, ve bunun için de önce valiz satın almak istememizin mantığına hiç girmeyeyim.
Bir de iki adım ötemizde valizci varmış, oy şansa bak! 900 peso olan valizi 450 peso'ya kapatınca (10 peso, yaklaşık 1 dolar ediyor), "kendini dahi sanan enayi gezginler" olarak güne damgamızı vurduk. 

Playa del Carmen'de geçirdiğimiz zamanın geri kalanı önce Tekila fiyat araştırması (Havaalanından alsak daha ucuz olmaz mı ya), sonra fiyat karşılaştırması (Anam bunlar Turkiye'de bile daha ucuzdur) ve kar analiziyle (2 tane alana 2'ncisi yarı fiyatınaymış, alalım) ve en sonra yemek yiyebileceğimiz uygun bir mekan arayışıyla geçti.

İçerisine ancak iki masa sığan küçük bir mekanın kapısında müşteri avlayan işletme sahibi, bizi geçerken durdurdu (bkz. 'Ava giderken avlanmak'). Gösterdiği menüde fiyatlar çift haneli (para birimi peso olunca çift haneli sayılar iyidir), içerik ise şahaneydi. Keşke yediklerimizin adlarını not etseydim. Tek hatırladığım, toprak testilerden deniz ürünlü harika lezette bir çorba içtiğimiz, ve içinde balık ile kızarmış hamurlu bir şeyler yediğimiz...
(Son yediğimizin Ingilizce adı "Fried Fish Tacos" olabilir)

Tekilaya gelince
Farklı türleri var. Tavsiye üzerine "Anejo" tipi Tekilalara baktık -o tür koyu sarı oluyor. Yandaki resimde gördüğünüz şişelerden en sağda olan. Şu anda içiyorum. Tadı güzel, limon ve tuzla çok daha güzel. Belki de limonu ve tuzu sevdiğim için Tekila seviyorumdur. Hatta galiba ben tuzlu limonun yanında Tekila seviyorum...

Ancak feci büyük bir sorunum var: Türkçe'de "Tekila" nasıl yazılmalı, emin değilim. Belli ki daha önce bu kelimeyi hic yazmamışım. Bir "L" mi var, iki "L" mi? Google da emin değil.
2. Gün:
Meksika'ya esas gidiş amacımız arkadaşım Julia'nın nikahı ve düğünüydü aslında.
6 Şubat Perşembe gününün tamamını otelde geçirdik. Böyle özel bir gün, her ne kadar tropikal iklimde ve öğle saati açık havada kutlanacak olsa da şortla gidemezsin. Bu yüzden bahtı yanık sevgilim tam takım giyindi: boğazında iliklediği gömleğinin üzerine kravatını bağladı ve ceket giydi. Bense ipek tüllü elbisemle püfür püfür dolaştım. Bazen erkek olmak çok zor azizim.

Julia ve eşi Rus. Vancouver'da yaşıyorlar. Kanada'ya ilk geldiğim 2008 kışında üniversitede tanıştık. Akıllı, cesur ve çalışkan olduğu için görür görmez arkadaşım olmasına karar vermiştim.
(İyi ki erkek degilim...)
İşte Julia evlendi, ve sayesinde Meksika'nin doğu tarafını da görmüş olduk. Misafirlerin çoğu Rus'tu, ve ben Ruslara ba-yı-lı-yo-rum. Fiziken olmasa da ruhen Türkler'e çok benziyorlar.

O gün, öğlen 12:30'da nikah alanında başladı; ertesi gün sabah saat 5'te güneş doğarken bitti. Her anın tadını çıkarmakla meşguldüm, hiç fotoğraf çekmedim.

Diğer Günler
Bu post bence fazla uzadı.
4. gün, yani son günümüzde Maya harabelerini ve piramitleri gördük. O kısım tek başına ayrı bir postta yazılmaya değer, burada değinmeyeceğim.

Ama 3. gün... Off o 3. gün... Ne gündü ama... 
Çok güzel gündü yalnız. Harbiden feci bir gündü. Nasıl güzel, nasıl nasıl nasıl güzel bir gündü...

Bahsettiğim yerlerde bulunma imkanınız olursa, göze almanız gereken harcamalar şöyle:

Otel ve Yolculuk Masrafları
Bu miktar yolculuğunuzun nereden başladığına, kaç aktarmalı uçuş yapacağınıza, otelinizin kaç yıldızlı olduğu, neleri kapsadığı ve kaç kişilik oda istediğinize, ayrıca tatil için hangi ayı seçtiğinize göre değişir.

Örneğin, Şubat ayında Calgary'den Cancun'a (arada 4080 km mesafe var) gidişte ve dönüşte 1'er aktarmalı uçuş biletiyle gidiyorsanız, ve her-şey-dahil 5 yıldızlı bir otelde, 2 kişilik bir odada 5 gece kalacaksanız, iki kişinin toplam uçak ve otel masrafı 2,200-3,000 dolar aralığında olur. Bizimki 2,700 dolardı.

Ama ben bir daha 5 yıldızlı otel seçer miyim? Yok.
Niye? Cünkü otelin dışında görülecek bir çok yer varken otel yıldızlarının hayatınıza pek bir katkısı olmuyor. Bütün gün havuz başında yatmayı planlıyorsanız o başka tabii.

Bu tatili Expedia.com vasıtasıyla ayarladım. Türkiye'den Cancun'a uçuş ve konaklama masraflarına da baktım, mesafe daha uzun olmasına ragmen fiyatlar iki kişi için yukarıda verdiğim aralıkta. Ne kadar aktarma uçuş yaparsanız, yollarda o kadar zaman kaybedersiniz, ancak toplam masrafınız bir o kadar düşer.
Mesela, eğer biz gidiş-dönüşte aktarmasız uçuşu tercih etseydik 700 dolar fazla ödeyecektik.

Havaalanından Otele Servis
Oteliniz "All inclusive", yani her-şey-dahil olabilir; ama bu, otel-havaalanı arası ulaşımınızın da otel tarafından karşılanacağı anlamına gelmez. Otellerin böyle bir hizmeti genellikle vardır ve ekstra ücret ödemeniz beklenir. İnternette havaalanından servis olanaklarını araştırmalı ve -tavsiyem- varışınızdan 1-2 gün once rezervasyonunuzu yapmalısınız. Yapmazsanız da dünyanın sonu değil: Havaalanından taksiye atlar, uzak bir otele varmak icin servet ödersiniz.

Ben ilk olarak bizim otelle bağlantı kurdum, 250 Amerikan doları fiyat verdiler. "Hayır helikopter göndermeyin. Biz sadece minibus ya da araba istiyoruz" dedim... Sonuçta anlaşamadık. Inouk başka bir servis şirketi buldu ve internette rezervasyon yaptı: Havaalanından 1 saat uzaklıktaki otel için 2 kişi, gidiş-dönüş, toplam 150 dolar ödedik.
Sonra bizi almayı unuttular, o ayrı konu.

Toplu Taşıma
Gittiğimiz yörede yarım saatlik dolmuş ücreti 30 peso (3 dolar).

Alışveriş
Meksikalılar pazarlık yapmaya çok açık oldukları için, siz daha ağzınızı açmadan fiyatı indirmeye başlayabilir ve kendiliklerinden yarı fiyata indiklerinde, sizde "Tamam ya tamam alıyorum" deme arzusu oluşabilir.
(Bir defa değil, bir kaç defa yaşanmış bir hikaye.)
Bu durumun panzehiri: Yanınızda sınırlı miktarda peso bulundurmak.

Peki ya Tekilalar Ne Kadar?
Havaalanından alın kuzum! Meğer en ucuz orasıymış.

Benim bildiğim Tekila'nın 3 türü var.
(Benim bildiğim 3 ise kesin en az 10 türü vardır.)
Yukarıda resmini koyduğum şişenin bir tanesi Playa del Carmen'de 62 Amerikan doları.
(Daha ucuzunu bulabilirdik, eminim.)

Bu yazıyı yazarken kestiğim bütün limonları yedim; başladığım bir kadeh Tekila'nınsa son yarısını Inouk içti. Farklı içkileri seviyorsanız bu kaliteye 62$ ücret değer(miş).
Yok benim gibi bir içiciyseniz, paranızı çöpe atsanız da aynı şey.

Kredi Kartı mı, Nakit Para mı?
Visa ve MasterCard dükkanlarda geçer.
Ama küçük yerlerde nakit peso bulundurmanız gerek. Sokak tezgahlarında ve dükkanlarda aynı şeylerin satıldığını görürseniz, sokak tezgahından alın -arada büyük fiyat farkı var. Tabii bunun icin nakit lazim.

Son olarak, döviz bürolarındansa bankalardan peso almayı tercih edin.

DEVAM EDECEK...