İşin aslı şu:
İç-sesim uzun cümleler kurdu. "İstifa dilekçeni Meksika'ya gitmeden bir gün önce ver. Bu vesileyle tatiline çok kebap bir modda başlarsın. Yürü be aslansın sen heyy maşallah!" diye verdi gazı. Ben bu seslenişin özetini vermiştim. Gel gör ki blog okuru dikkatli, gözüne batan ayrıntı noksanlıklarını kesinlikle affetmiyor. Böyle de detaylara önem veren bir okuyucu kitlem var. Heyy maşallah!
... diye vereyim gazı.
Tamam. O başlıktan daha iyisini bulabilirdim.
* * *
Meksika'da gecen ilk iki günü anlatmıştım. 3 numaralı günden devam ediyorum.
Bir günlük evli arkadaşlarımızla plajda yatarken, Meksika'daki 4. ve son günümüzün planını yapmaya çalıştık (Hayat bazen öyle zor ki). Düğün davetlilerinin çoğu Rusça konuştuğu için Chichen Itza'ya Rus rehber eşliğinde otobüs turu organize etmişler. Sabahtan akşama kadar sürecek olan bu tur kişi başı 150'ye mal olacakmış...
150 derken, 150 dolar demek istiyorum. Tayip'le Bilaloğlandan esinlendim; böyle sadece sayı vererek konuşuyorum. Onlar gibi zengin gösteriyor.
Tarih turizmi için başka alternatiflerimiz var mı, diye düşünürken, davetlilerden genç bir Rus çift, Alex ve Alena, ilgilenirsek bizimle araba kiralamak istediklerini söylediler. Böylece daha az masrafla daha hızlı hareket edebilir, hatta aynı gün içinde hem Chichen Itza hem Coba hem de Tulum harabelerini görebilirdik.
Araba kiralamak iyi fikir. Ama bahsettikleri 3(!) yeri bir günde görmek için acele etmemiz gerek, abartmayalım, yakın olan bir-iki yeri görelim, dedim. Chichen Itza otele zaten 2.5 saat uzaklıkta. Sabah 4'te mi kalkacağım, manyak mısınız!? da dedim, içimden. Alex (tatilde bile her gün 6'da kalkıyormuş, oha!) planında ısrar edince kendisini daha mantıklı olmaya davet etmesini Inouk'tan rica ettim.
Arıza çıkarmak kadının, dövüşmek ise erkeğin alanıdır ne de olsa...
Alex çetin ceviz çıktı. Onun İngilizcesi pek yok; biz ise Rusça'da bir tek "Da" (evet) diyebiliyoruz; uzun pazarlıklar sonucunda Tulum ile Chichen Itza'ya gitmeye karar verdik. Bu plana göre Coba'ya girmiyoruz.
![]() |
| Sağda, otelden başlayıp Chichen Itza'ya uzanan rotamızı kırmızıyla çizdim. |
Biz Türkler tulumun 2 türlüsünü biliriz: Birisi rahmetli Cem Karaca'nın şarkısında geçer, diğeri bazen rakı sofrasında.
Bu postta -şayet daha önce duymadıysanız- repertuarınıza bir tulum daha eklenecek: Yucatan Yarımadası'nın batısında bulunan antik liman kenti, Tulum. M.S. 564 yılından 1518'de İspanyollar ayak basana kadar Antik Maya uygarlığının yerleşim merkezlerinden biriymiş. Yucatec-Maya dilinde çit, duvar manalarına geliyormuş. Denizden 12 metre yükseklikteki kayalıkların üzerine kurulmuş olduğu için bu adın verildiği sanılıyor.
Tulum'un genel tarihi konusunda daha fazla detaya girmeyeceğim. İsteseniz Google'dan neler öğrenirsiniz neler.
![]() |
| TULUM PLAJI - Fotoğraf, Wikipedia'dan alıntıdır. |
Tulum'u işaret eden levhaları gördükten sonra yolumuza ilk çıkan açık otoparka girdik. Park yeri için ödemeyi yapacağımız memur -elinde bölgenin bir krokisi- İspanyolca bilip bilmediğimizi sordu. Günlerdir 'Fransızca'dan yola cıkarak İspanyolca konuşabilirim' teorisini savunan Inouk kendinden emin "Si" (evet) deyince, görevli "İyi, çünkü ben var İngilizce bilmemek" dedi ve başladı elindeki krokiyi son surat bir İspanyolca'yla anlatmaya.
Dördümüz gösterilen A4 kağıda basılmış krokiye pür dikkat bakarken beyefendi açıklamasını bitirdi. Sonra derin bir sessizlik oldu. Anladınız mı? gibi bir soru sordu. %100 özgüvenle kafalarımızı salladık (hatta Inouk yine "Si" dedi), park ücretimizi ödedik, ve krokiyi alıp çıktık.
Önceki postumda "Meksika'da eczacılar hariç herkes İngilizce biliyor" demiştim. Eksik söylemişim: Meksika'da eczacılar ve müze görevlileri hariç herkes İngilizce biliyor. Neden acaba?
Açıklayayım. Bence:
1) Meksikalı eczacılar & İngilizce: Bu ikisinin bir arada bulunması gereksiz. Adam zaten yıllarca dirsek çürütüp Latince'yi sökmüş. Bir de senin karın ağrının İngilizce'sine niye kafa yorsun? Karnını tut ve hafif kıvran, al sana etkili iletişim. Kasma, kastırma.
2) Meksikalı müze çalışanları & İngilizce: Müzeye giriş bileti için ödeme yaparken "İspanyolca biliyor musunuz?" diye soruyorlar. Bilmiyorsan sen kimsin? (Muhtemelen) parası bol bir turistsin. "Rehber verelim" diyorlar. Rehber, müze giriş ücretine dahil değil: Turist başına 70-100 arası.
Rehber yoksa antik taşlara bakar bakar bir şey anlamazsın. Etrafta İngilizce bilgi veren yazılar bulmayı umuyorsan, var, ama çok az.
Tarih bilgisi bence ücretsiz paylaşılmalı. Üretim ve tüketim maddesi değil ki parayla satasın.
(Anladım, biliyorum, böyle böyle bölge ekonomisine katkı, işsizliğe çözüm, ekmek parası,...)
Biz ne yaptık: Diğer rehberli grupların yanlarına yaklaşıp bilgi aşırdık. Bilgi aşırırken çektiğim fotoğraf, buyrun. Sıfır montaj. Pişman mıyım?
Değilim. Zaten elle tutulur bir bilgi aşıramadım ki. Bir cümlenin tamamını duyunca uzaklaşan ve dinlemiyormuş gibi yaparken kendini rolüne kaptırıp gerçekten bir şey duyamayan bir tipim. "Bu ağaçlar... Mayaların çiğnedikleri... Dini törenlerin vazgeçilmez... Ve düşmanlarını bu şekilde... Obsidyen..." Bunları duydum, bir şey anlamadım.
Özellikle Mayaların neyi ve neden çiğnediklerini merak ettiğim için sonradan internette 3(!) dakikalık bir araştırma yaptım: Meğer bizim ciklet çiğneme alışkanlığımızın atası Mayalar'mış. Orta Amerika'da yetişen bir ağaç türü olan Sapodilla'nin özütünü çiğneyen Mayalar, 16. yüzyılda gelip Eski Amerika Uygarlıklarının kökünü kurutan beyazlara ilham vermişler... (Daha detaylı bilgi için tıklayın.)
![]() |
| Harita kaynak: http://library.thinkquest.org/C006206F/ |
Bu halkları hep karıştırmışımdır. Hangisi kimdir, ve Mel Gibson'in yönetmenliğini yaptığı Apocalypto filminde geçen halk, bunlardan hangisidir?
Bir 3(!) dakikalık araştırma daha yaptım, işte:
- Eski Orta Amerika Medeniyetleri arasındaki en eski ve en uzun süren medeniyet Mayalara ait. Tarih sahnesine M.Ö. 2600 dolaylarında çıkmışlar. Meksika, Guetamala, El Salvador, Beliz ve Honduras'ta yaşamışlar. Bugün bu coğrafyalarda yaşayan nüfusun büyük kısmı Maya. Apocalypto filminde de bahsi geçen -kafa kesen- halktır. (Yandaki haritada yeşil ve kırmızı alan)
- İnka'lar M.S.1200'den 1533'deki İspanya isgaline değin Peru'da hakimiyet kurmuşlar. (Haritada kahverengi alan)
- Aztek'ler tarih sahnesine M.S. 14. yüzyılda çıkmışlar. Meksika'daki Texcoco gölünün bir adasında kurdukları en büyük Aztek şehri Tenochtitlan 1521'de İspanya işgaliyle düşünce, ülke sizlere ömür. (Haritada kırmızı alan)
Bütün bu medeniyetler arasında kendi yazı dilini geliştirebilmiş olan tek halk, Mayalar. Astronomi, matematik, mimarlık, şehir planlama ve seramik sanatında ileri eserler vermişler. Aztekler de fena değillermiş gerçi, dünyanın en büyük piramidini onlar yapmış. Belki bir gün de onu görürüm.
Tulum, ve bu bitmek bilmeyen yazının devamında ele alacağım Chichen Itza, Mayalar'dan günümüze kalmış bir çok yerleşim merkezinden sadece ikisi.
Asağıda, Tulum harabelerinin bir krokisi (kaynak), ve sonra benim kamerama takılanlar:
| TEMPLE OF THE WIND: Rüzgar Tapınağı. Ziyaretçilerin bina içlerine girmeleri yasak. |
| Bence cennet buna benzer bir yer. |
| Ya da böyledir, belki... Cennete inanmayan biri için ilginç yorumlar bunlar. |
| Valladolid'den bir arkadaş |
Tulum'da 2-2.5 saat kadar kalmışızdır. Yolumuzun üzerinde bulunan bir diğer antik şehir Coba'yı planladığımız gibi es geçip Valladolid'e vardık.
Burası, Yucatan eyaletinin en büyük 3. şehri -desem de siz gözünüzde büyük bir şehir canlandırmayın. Valladolid, rengarenk boyanmış mütevazi evleri ve görkemli kiliseleri ile sevimli bir kasaba gibi görünüyor. Turistik aktiviteler açısından zenginmiş, ancak bizim kalıp keşfedecek zamanımız yoktu. Bir bankamatikten nakit peso çektikten sonra hızlıca öğle yemeği yiyebileceğimiz restoran arayışına girdik. Hızlıca aradık, ama hızlıca bulamadık. Turistlerin değil, yerli halkın tercih ettiği bir şeyler yemekti niyetimiz.
Arabayı şehir meydanında park edip otantik yerler bulmak ümidiyle sokak aralarına girdik. Meydandan uzaklaştıkça ortam feci otantikleşti: Otantik araba tamircileri, otantik sanayi mahallesi falan derken tam istediğimiz türden bir 'aile restoranı' bulduk. Merter'deki aile kebap salonlarını andıran bir yer: Oasis Aile Pizzacısı.
Yemekten sonraki 2 saatimiz arabayı park ettiğimiz yeri aramakla, Valladolid'den çıkmaya çalışırken kaybolmakla, Chichen Itza'ya giden yolu bilen bir Allah'ın kulu bulamamakla, ve uzun ugraşlar sonucunda son güzergahımız Chichen Itza'ya ulaşmakla geçti. Bunun bir de dönüşü var.
Ah Valladolid, valla kara delik gibisin.
Chichen Itza:
Chichen Itza, her yıl 1.2 milyon turistin ziyaret ettiği, Mayalardan kalan en büyük şehirlerden biri.
Vardığımızda saat 3'u geçiyordu; ve biz müzenin saat 4:30'da kapanacağından bi'haber, bilet gişesinden sonraki ağaçlıklı yolda karşımıza çıkan sokak tezgahlarının sergilediği rengarenk Maya desenli çanak-çömleği bir elleyip bir bırakarak, ağır ağır antik kente doğru yürümekteydik...
Derdim büyüktü: "Hangisini alsak? Bu güzelmiş... Bu da güzelmiş... Maya takvimi de alalım aşkım!"
Inouk daha dertliydi: "Müze biletleri o kadar pahalıydı ki cebimdeki paranın neredeyse hepsi gitti. Kredi karti geçmiyor. Korkarım şu büyük tabaklardan alamayacağız. Belki alırız, pazarlık yaparsam..."
Geçmişteki o ana geri gitme şansım olsaydı eger, o zekasızların (biz) yakasından tutup "Yürüsenize ulan sadece 1 saatiniz kaldı!" diye biraz sallardım.
| Kukulcan Tapınağı bence en güzel bu açıdan görünüyor. Piramidin her bir yüzünde 91 basamak var, 4 tarafında toplam 364 basamak eder. Bir de en üst katmanı sayarsak 364+1=365 (gün). |
Yukarıdaki resimde, tezgahta gördüğünüz o dik duran yuvarlak şeyler takvim. En solda orta rafta duran, Maya takvimi. Onun altındaki rafta en solda duran ise Aztek takvimiymiş. Aztek takviminin solundaki küçük renkli jaguar kafaları, jaguar sesi çıkaran bir tür müzik aleti. Müzik yapmıyor gerçi, sadece jaguar sesi. Inouk'ta kalan son paramız (10 dolar) takvime gidince, jaguar kafasına paramız kalmadı. Küçük ceplerimizden 5 dolar daha çıktı sonra, ama yetmedi işte. Dönerken rastladığımız hayırsever bir tezgahtar siyah-gri renkte bir jaguar kafasını bize 5'e bıraktı da şimdi istediğim zaman jaguar sesi çıkartabiliyorum.
* * *
Otele döndüğümüzde 9'a geliyordu.
Ertesi sabah 5'te havaalanında olmamız gerektiği için, akıllı ve sorumluluk sahibi her yetişkin gibi biz de aksam yemeğinden sonra hop doğruca uyumaya çekildik -mi?
Hayır. Gece yarısını geçene kadar arkadaşlarımızla oturduk.








