November 22, 2012

STRATEJİ

"Anne benim canım sıkılıyor" dedim.

Ergenliğin en tipik belirtilerinden biridir: Can sıkılır. Saç sağdan ayrılır, soldan ayrılır, hiç bir şey yakışmaz, platoniğim bana bakmaz, can sıkılır da sıkılır...

Ve annem yapıştırır cevabı:
"Demek ki evlenmek istiyorsun, evlendirelim seni!"
"Yaaa hayır yaaa ne alakaaaa!" (Ergen dili)

Annem ısrar eder:
"Öyledir. Canım sıkılıyor diyen kız 'Beni evlendirin' demek ister."
"Çok saçma." derim; bu arada canımın sıkılması mecburen geçer. Evlenmek istemediğim en azından canım sıkılmayarak kanıtlanmalıdır çünkü.

Zaman geçer, ben yine başlarım: "Ya benim canım sıkılıyo yaaa..."
"Evlenmek istiyorsun!"
"Hayır!"
Bir zaman sonra benim canım yine sıkılır. "Anne benim canım..." der, dururum. Yapıştıracak ya cevabı, iyisi mi susayım.
Ama bu ne zor hayat arkadaş, şöyle bi' rahat canım sıkılamadı gitti!

İşte, can sıkıntımın kısa tarihi.

*   *   *
"Kaşlarını mı aldın?"
"Yok annecim, dökülüyor kendiliğinden."

Yüzüme 5cm mesafeden bakıyor. Içimden "Çok doğal bir çalışma yaptım, anlamaz" diyorum. Annem 14 yıllık yaşımı kaş almak için fazla erken buluyor, ve bu yasağı çiğnemek için her seferinde 5-10 dakikalığına onun cımbızını araklamam gerek... Tehlikeli yaşıyorum evet.

"Hmm..."
"Alsam hepsi gider. Baksana şuralarda şuralarda dolu kaş var. Seyrekleşti ama, evet. Durup dururken azaldı."
"Hmm..."

Bir şey dememesini yemesine bağlıyor ve bir oh çekiyorum.
Evet yiyor. Ama yalanımı değil, beni yiyor. O yaşta kaş dökülür mu la?!

Bu da benim mallığımın kısa (olduğunu farzettiğim) tarihi.

*   *   *

"Baba ben sigara içmek istiyorum"
"İç"
...
"Dur o benim sigaram. Sen kendine ayrı yaksana yavrum" diyor.
"Ben şimdi bütün sigarayı bitiremem. Seninkini beraber içelim?"
"Olmaz, herkes kendi sigarasını içsin. Al şurdan bi'tane... Haaa, dur ben sana yakayım... Iç bakayım nasıl içiyorsun."

Dumanı ağzıma dolduruyorum. Sigaranın ucu parlıyor. Gece karanlığında kapkara görünen Marmara Denizi'ne yolluyorum dumanı.

"Öyle içilmez. Sen içine çekmiyorsun. Bak bana bak şimdi..."
Gözlerini kapatıyor, sigarasından derin bir nefes alıyor. Onun sigarası benimkinden daha çok parladı, farkediyorum. Göğsü şişiyor, ve sonra pufff... Dumanı halka halka gönderiyor Marmara'ya.
Kareografiyi aynen uyguluyorum. O halkaları nasıl yaptı acaba...

"Yine olmadı. Sen dumanı ağzına doldurup dışarı veriyorsun. Önce ciğerlerine göndereceksin."

Öyle mi? Tamam...
Aman! Bu ne!

"Baba! Aaaah! Duman çıkmadı içimde kaldı! Öhö öhö!"
"Aferin güzel içtin bu sefer. Simdi bir daha yap."
"İstemem! Ne berbat bir şey bu! Ayh çıkmadı duman içimde kaldı... Öhö öhhhö!"
"Hahha! Sigaranı bitirseydin?"
"Iyk, iğrenç! İğğrenç! Hala acıyor. Akciğerim komple acıyor!"
"Sevmediysen kalsın..."

Bir çocuğa neyi yasaklarsan onu yapar. Yasaklamazsan yapmaz, kessen yapmaz!
Bu da benim sigara içiciliğimin kısa tarihi.

November 15, 2012

Fare gördüm sanki

Ah siz yok musunuz! Koyuyorsunuz değişik yaratımdır tasarımdır fikirdir; beni gaza getiriyorsunuz. Sonra "Ben de yaparım n'olcak?" deyip gece 10'larda tavşan şeklinde mandalinalı kurabiye yapmaya kalkışıyorum.


İlk resimdeki klasik yuvarlak şekilli kurabiyeler mandalinalı. Tarifini Lezzet Sarayı'ndan aldım. (Link) Huyumdur, her tatlı tarifinde şekerden kısarım. Bu tarifte de aynı şeyi yaptım, fakat eksilttiğim kadar şekerin yerine akçaağaç şurubu koydum. İyi ki koymuşum, çünkü orjinal tarifteki şeker miktarı zaten fazla değilmiş.

Kurabiyelerden tavşan yapma fikrine gelince, bu da Kahve Molası'ndan. Makasla tavşan kulağı yapmayi gösteren bir resim koymuş (Link), sonra bir de pişmiş halinin resmini koymuş (Link) -bütün bunları bulduğu bloğun da linkini vermiş (Link), ve o blogger da... (Yok ama etiğin de suyunu çıkarmamak lazım). Süper fikirler var Kahve Molası'nda, nereden buluyorsa o kadar şeyi.. Günde 10 sefer kahve molası verdiriyor bana.

Ve, mandalinalı fındık ezmeli tavşan kurabiyelerini FARE yapma fikri tamamen elime ait (Link mink yok). Neden nasıl oldu anlamadım, makasım Kahve Molası'nın resmindeki makasla aynı tipte, ama kulaklar fare kulağı oldu (?) Açıyı yanlış verdim sanırım.
Ya da, diyorum, acaba tarife fındık ezmesi kattığım için hayvan doğası gereği fındık faresi mi oldu...

Ama bir tadı var, şahane! Yiyen var yiyemeyen var, ayıp yani burada da yazılmaz ama...

November 01, 2012

Mutluluk, Gitmek ve Değişmek üzerine

Mutluluk
...hemen şimdi burada değilse, Seyşeller'de de değil... dir bence. Ama tabii yine de gidip bakmak fena olmaz, o başka.

Gidiyorsan
...birilerinin hayatından elini eteğini çekiyorsun -Tam olmasa da biraz ölüyorsun. Belki de bu yüzden bilinçaltımız gitme eyleminde ölümün kokusunu alıyor, korkuyoruz gitmekten.

Her gidiş bir doğum sancısı.
Uğurlanırsın... Bir nevi kendi cenaze törenindir başrolü oynadığın. Öldüğüne sen de üzülüp ağlarken bir bakarsın ki başka bir yerde doğmaktasın.
Yüreğin ölmelerden yorulur da bırakır şu zırt pırt gitme alışkanlığını, hani kalırsın... O zaman ötekiler gider. Güle güle, diyen sen olursun.

Uzun lafın kısası, bu cenaze törenlerine katlanmak zorundasın. Hayatta olmanın bedeli bu galiba.

Değişmek
...için her defasında biraz ölmek gerek.
Değişmek gerek herşeyden önce. Değiş ki, dönüp değiştirebilesin.

Bazen öyle değişirsin ki, dönüp değiştirmeyi hayal ettigin şeyler senden ışık yılları kadar uzağa fırlar. Mesafeler, fiziksel kavramlar olmaktan çıkar; imkansızlığı fazlasıyla somut görünen soyut meselelere dönüşür.
Bundan sonrasında ne yapar edersin, hayatın o kısmını daha okumadım.

4 Aralık 2014'te girilen not
Gitmeyi göze alabilenler, ölmekten daha az mı korkarlar -kalanlara kıyasla?