"Hani beni hep akşam yemeğine çağırırdınız, 2-3 günde bir evinize gelirdim. Kocan bana asılırdı, sen odada yokken. Şaşırdın mı? Mutfağa giderdin... Durup durup bir şeyler ikram ederdin. Bir keresinde balkondaydık, sen yine içeri mutfağa girdin. Seninki dedi ki, gel seninle bir yerlere gidelim haftasonu. Ayça'ya söyleme... Evet, aynen öyle söyledi. Ben ne mi dedim? Neden Ayça'ya söylemeyeyim, diye sordum. Söyleme işte, ben ona 'iş gezisi' falan derim, dedi. Sonra sen geldin, konu kapandı. Sana söylemedim. Nasıl söyleyeyim, evliydiniz. Evet hep girip çıktım evinize. Ama ona hiç karşılık vermedim."
...dedi.
Bunları anlattığı yıl, o, benim yaşımın 2.5 katı yaşındaydı. Ben boşanmıştım; onun torunu vardı.
İkimiz de çok yakın arkadaş olduğumuzu zannediyorduk.
Hayatımdan çoktan çıkmış bir adamın, aslında sandığımdan daha pis-kaka olduğunu anlatarak benimle aynı takımda oluyordu.
Dünya bir garip.
* * *
Siz olsaydınız, ne düşünürdünüz?
Kızar mıydınız? Kime?
* * *
Ben ne dedim?
"Şimdi neden bunları bana anlatıyorsun?" demedim. Hiç kimse, geç de olsa gerçeği söylediği için suçlanmamalı.
"Keşke daha önce söyleseydin" dedim.
Öyle de böyle de ayrılacaktık nasıl olsa. Keşke o, arkadaşım bildiğim, inanmamam ihtimalini göze alarak konuşabilseydi benimle.
Arkadaş dediğin, kangrensen bacağını kesecek kadar gözü kara olmalı.
* * *
Merak ediyorum: Bir arkadaşınızın karısı ya da kocası size belirgin şekilde asılıyorsa; arkadaşınıza bunu söyleyerek mi onu korursunuz, yoksa ondan saklayarak mı?
Hangisi "iyilik"? 'Aman yuvayı bozmayayım' endişesi, sizi KRAL ÇIPLAK! demekten alıkoyacak kadar haklı bir endişe mi?
Fikrinizi yorum olarak geçerseniz sevinirim.
*
Aldatılmak böyle bir his miymiş?
... diye sordum kendime. Kalbimi yokladım, baktım kırılmış mı. Sanki kırılmak zorunda.
Sanıyorum, yani galiba, ALDATILMAK tek başına acıtmıyor. Asıl acıtan şey HAYALKIRIKLIĞI. O da bende yok.
İyi, kalbim kırılmamış demek ki. Aldatmamış olsa şaşardım zaten. Ona yakışıyor.
Ama arkadaşıma kırıldı, azıcık... Delikanlı geçinir bir de, öyle sanmıştım (İşte bu kısım, hayalkırıklığı kısmı). Haftada en az 3 kere eve davet ederdik, hiç reddetmezdi. Yuvama zeval gelmesin diye içine atıyormuş bir de, kıyamam.
Aman neyse.
8 comments:
Arkadasimin bana inanmayacagini düsünsem bile böyle bir olayi söylerim. Söyledikten sonra da eger ki yalan söyledigimi düsünüyor ise kendisi ile ve esi olacak o pislik ile görüsmem.
Bu soruyu sordugum 1 erkek ve 1 kadin "Tabii ki soylenmez, evlilik yikilir sonra, deli misin?" dedi. Tamam evlilik kutsal da, insan onuru, durustluk, guven, sadakat gibi kavramlar kutsal degil mi...?
Vay kart zampara vaayy. Bu adama katlanan zaten bir çok pisliğini gördüğü halde katlanıyordur emin ol söylesen de bir şey değişmez en azından zamparadan korunmak lazımdır, sanırımbu yeterli:)
BU yazıyı ilk yazdığın gün okuyup yorum yapmamıştım. Şimdi tekrar geldiğimde yeni bi giriş yapmadığını gördüm ve bu yazıyı tekrar okudum..
Tabiki insan onuru, dürüstlük, güven, sadakat gibi kavramlar kutsal ama bu duygulara benzer seviyelerde sahip olmayan birine gerçekleri söylemek tahminin ötesinde sonuçlar doğururdu..
İnsanın, insanla olan keyifsizlik bütünü bu dünya.. Bazen kendi aleminden nefret edersin ama elinden hiçbir şey gelmez ya..
öyle işte..
Ikinci paragrafina "cok feci" katiliyorum Anil. Bazi karmasik durumlar icin bir cozum yolu formulize etmek imkansiz sanirim. Bolat da hakli. Eee o halde kendi turumun midemi bulandirmasina karsin ne ilac kullanacagim -anlatarak kurtulmanin yolu yoksa? Daglara mi kacayim:)P
Canim blogumda sorun oldu bu yüzden yeni adres aldim http://ahukiz.blogspot.com bu adresi takibe alirsan sevinirim.
Ok simdi bakiyorum. Kopmusum bayagi blogumdan...
güzel özetlemişsin işte: 'Arkadaş dediğin, kangrensen bacağını kesecek kadar gözü kara olmalı.'.. ötesi berisi yok....
Post a Comment