Ve yine buldum şimdi bir tane. Buyrun bakalım bir kısmını aşağıda veriyorum ki siz de mahrum kalmayın. Dayatmalarda Kayboluş blogunun yazarına ait satırlar. Paylaşımcı yanım ağır bastı hadi iyisiniz, iyisiniz...
İç sesim: "Çok alıştın alıntı yapmaya, iyice tembelleştin. Kopyala-yapıştır yapacağına kendin yazsana kızım."
Kendin-Pişir-Kendin-Ye ile karıştırıyorsun sen bu bloggerlık işini kuzum iç-ses. O var, ama daha fazlası da var. Kendin-oku-kendin-düşün, kendin-yaz-kendin-oyna, başkası-okusun-sen-havanı-al, başkası-yazsın-sen-öyle-bak, kendin-düşün-kendin-yazamadan-unut, başkası-yazsın-sen-beğen-sonra-da-unut, başkası-yazsın-sen-beğen-ama-kimseye-söyleme, ya da kendin-oku-beğenirsen-başkalarına-da-okut, vs.
İstanbul İstanbul Olalı ve Dayatmalarda Kayboluş bloglarının yazarları, şu postta BLOG ve BLOGGER'lıktan öyle güzel bahsetmişler ki, blogların C vitamininden daha yararlı bir şey olduğunu düşündüm.
İç sesim: "Abarttın."
Evet, abarttım. Ama yazıda anlatılanlar doğru.
İç sesim: "Çok fazla noktalama isareti var. Onları azalt bence..."
O zaman orjinalliği bozulur. Olduğu gibi bırakacağım.
İç sesim: "Acaba sen daha iyi yazamaz mıydın?"
Kıskanma.
* * * * * *
...
Dijital dünyanın kullanımının yaygınlaşması ile “okul” denilen “beyin formatlama” oluşumlarının etkinliği kalkmaya başladı… çünkü klavyede dolaşan parmakların birkaç dokunuşuyla her tür bilgiye ulaşılmaya başlandı… dolayısı ile hükümranların kutsallıkları, mevcut kast ve kontrol sistemleri de anlamsızlaşmaya başladı…
“gerçek dünya” denilen ortamda, “kapıcın çocuğu” olduğu veya “Harvard” çocuğu olduğu için “kendi” olmasına, “kendi hayallerini” yaşamasına izin verilmeyen bireyler “blog dünyasında” hep gizledikleri, öteledikleri “gerçek” kişilikleri, hayalleri, yetenekleri ile tanışmaya başladılar…
Blogger olarak yarattıkları kimliklerinden kurtulmak için bir tek parmak hareketi ile “delete” tuşuna basıp o kimliği siliveriyorlar…
İçinde “dün” baskısı taşıyan “ön şartlar ile sınırlanmış hata yapma özgürlüğü olmayan “tek bir yeni şans” yerine, her hatada/ her mutsuzlukta sil baştan yapabildikleri bir dünyaları var…bu sayede kişiliklerini ve yeteneklerini daha hızlı geliştiriyorlar.. dayatılanlar arasında ezilmeden…
Doğduğu ortamın algılamalarına asma kilitlerle hapsedilmiş olan, düzene “köle” ve “tüketici” olarak sağladığı faydalar dışında “yok” sayılan insanlar… blog yayınları ile; varlıklarını ilan etmenin ötesinde sistemin yarattığı dokunulmazlara karşı “rekabet” ve “meydan okuyuş” sergiliyorlar….. artık onlar da meşhur olabiliyorlar… onları da birileri tanıyor… onların da hayranları oluşuyor… onlar da fikirleri, yaşamları, bilgileri, sesleri, görüntüleri, kelimeleri…. İle birbirerini etkiliyorlar…dolayısı ile onlar da kendilerini “önemli” hissediyorlar…
Yepyeni bir çağın çok başı…
Şimdilik, büyük çoğunluk sadece oturdukları yerden… kendilerini çok yormadan… daha fazla bilgi sahibi olmaya gerek duymadan bile bunu yapabiliyorlar, ancak global etkileşim ve insanın doğasındaki rekabet nedeniyle kendileri farkına bile varmazken bilgi seviyeleri yükseliyor, özgüvenleri gelişiyor… bu arada dijital dünyada yaşamaya başlayan bireylerin ve kurumların sayısı da hızla artıyor… kısa denilebilecek bir süreç içerisinde dijital ortamda, bugün kendisini önemli hisseden %99,999999999…. için “var olmak “ile “varlığını devam ettirmek ” arasındaki ince çizgi algılamalarıuçurumlara dönüşmüş olacak… aynen “gerçek” denilen dünyada olduğu gibi…
Ama büyük bir farkla: bugüne kadarki farklılıkların (zengin-fakir, Harvard’lı- Çemişgezekli, Avrupalı-Afrikalı,Patron-İşçi, Kadın-Erkek, Güzel-Çirkin, Başı Kapalı-Başı Açık…v.b.) yerlerini, parmak uçlarındaki bilgiyi analiz edebilme ve düşünebilme yeteneklerine dayalı yeni farklılıklara/kastlara bırakacakları yepyeni bir global algılama denkliklerinin oluşturulduğu dünyaya doğru geçilmiş olacak…
Global aydınlığın ve global karanlığın iç içe girdiği ayrıştırmasının gittikçe zorlaştığı bir yaşam biçimine…
İster klavyenin ardında.. ister ekranın önünde.. ister unutulmuş bir köşede… insan doğasında “bencillik” ve “hükümranlık” özlemi var… genlerine yerleşmiş… dolayısı ile bu yeni yapılanmada da etkin olacaklar….ama global aydınlıkları, huzuru ve güveni destekleyen beyinlerin egemenliğinde mi.. yoksa ilerlemiş teknoloji ve bilgi sayesinde deri altına yerleştirilmiş chipler ile toplumları robotlaştırarak köle olarak kullanmaktan zevk alacak beyinlerin egemenliğinde mi ???
Bu başlangıç noktasında, bloglar, çok yakın geleceğin “sosyal insan yaşamı”nın biçimlenmesinde “en etkin” temel taşlarını atıyorlar… %99.99999999999999…. u da bunun farkında bile değil… sadece kendisiyle tanışma ve kendi varlığını kabul ettirme kaygısında şu an…
...
(Ağustos, 2013)
İç sesim der ki "Kaynak konusunda daha fazla bilgi için bu postun altındaki yorumlara bakın"
12 comments:
Benim ic sesim diyor ki: "Bu kiz daha fazla yazsin. Hatta bu kiz bana bir mail atsin ahukader@gmail.com" :)
Aslinda alinti yapmak güzel. Böylece severek okudugumuz bloglari diger blog arkadaslarimiza da tanitmis oluyoruz.
Teşekkürler, hayat paylaşınca güzel :)
seni bu vesileyle tanıdığıma sevindim...
farkındayım noktalama işaretlerim çok fazlaydı bu röportajda...
ben Türkçeyi sonradan öğrendim ve halen çalışıyorum... bloglar sayesinde geliştiriyorum..
o yuzden çok blog okuyorum... bu tecrübeyle diyebilirim ki sen bu yazıyı benden daha iyi yazardın... ama birazcık tembellik mi ediyorsun???
sevgiler ve teşekkürler fikirlerime değer verdiğin ve paylaştığın için...
Evet evet tembelim o dogru:) Kusura bakmayin benim kafam karisti: A.O.Bolat ve "Muhtar bizim mahalle" beraber roportaj yapti, tamam, alinti yaptigim yazi hanginize ait?
sen postun bütününü okumayacak kadar mı tembelsin? inanmam bak buna... şaka... şaka... tamam bana ait ama bundan böyle o senin iç sesini dinleyerek senden fırsat buldukça edit isteyeceğim haberin ola:)))
Dun hepsini bastan sona okudum ama emin olamadim yine. A.Bolat "beraber yaptigimiz roportaj" demis, soruyu soran kim, cevaplari veren kim cok acik degil. Hatta bir blogger'la kisaca konustuk, o da emin olamadigini soyledi. Valla "tembellikten ote anlayis kitligin" var diyor ic sesim hakli olabilir:) Tamam ben hemen duzelteyim yukarida, postumda.
Üzüldüm şimdi seni üzdüm diye, ben sadece takılmıştım...senin "iç ses" konsptin nedeniyle..
senin iç sesin konseptin çok hoşuma gitti onu zorladım...ben aldırmam böyle şeylere... yine de teşekkür ederim zerafetin için.
Bence iç sesini dinle…ve güzel yayınlar yap bizim için… biz de severek okuyalım…
Benim ic sesim cok dangalak, binde bir dogru cikiyor soyledikleri :P
Evet bu "ic ses" konseptine tesadufen baslamistim ama sevdim, benden bagimsiz bir karakter kazanip dillendi bile:) Hemen herkesin icinde boyle miy miy eden, kasvet veren sesler olur. "Ya yapamazsam, ya ben aptalsam, haa evet aptalim kesin, iyi degilim, soyle kotuyum, boyle cirkinim..." falan dememiz aslinda hep o cirkin huysuz cuce ic-ses'in fisiltilarini tekrar etmemizden. Ben biraktim blogumda konussun:) Birakmasam da konusacak zaten, en azindan soylediklerini ben de disaridan gozlemleme firsati buluyorum burada okuyunca.
Bu arada dusuncelerini begendim. Sosyal medyanin insanlarin egolarini patlatmadan yaya yaya sisirmesi, ama bir yandan da kisilerin kendilerini dunyaya gosterdiklerini sanirken aslinda kendi kendilerini seyretmelerine, farkinda olarak/olmayarak kendilerini anlamayi ogrenmelerine vesile olan bir dunya bu. Ben sadece kendimi kendim okumak icin baslattim ve ayni amacla yaziyorum halen. Yazimi baskalarinin gorecegi bir platformda okumak, benim kendimi daha inandirici bulmami sagliyor; kendi kendimi inkar etme cesareti birakmiyor -ki hatta ic sesimin bile miy miy etmesine bu yuzden daha rahat musaade edebiliyorum. Aileme soylemedim, sadece 1 arkadasim biliyor. Belki bir kac yil sonra, hala yaziyor olursam tabii, fazla mahrem buldugum bir kac postu sunnetler ve beni sanal dunyanin disinda da taniyanlarla paylasirim. Belki. Sonra.
bence çok iyi bir konsept... aslında iç ses kendinle yüzleşmeden başka bir şey değil ve blog da ayna olunca hani 'cuk oturmuş' diyorlar ya öyle olmuş..
yazım tarzın da çok akıcı..
ben de istemiyorum kim olduğumun bilinmesi ile özgürlüğümün kısıtlanmasını o yuzden seni anlıyorum..
ama iç sesini daha geniş kullanabilecekmişsin gibi bir his oluştu bende.. hani biraz daha fazla yazsan diyorum...
bu arad BBM ye de bekleriz...
daha gerçek anlamda oturmadı yine de keyifli bir ortam var...
seviniriz ugrarsan...
sevgiler
O bi arkadas ben myim yoksam;)?
Evet! Sen buralarda miydin ya ben de Cadi ortalarda yok diye az kalsin blogda dedikodunu yapmaya baslayacaktim:PP
Post a Comment