Kadınlık, (hala!) ayağıma büyük gelen topuklu
bir çift rugan ayakkabı gibi. Acele yürüdüğüm zaman dengeyi bulmada problem var.
Ben 30'da tam gelir sanıyordum.
*
20'li yaşlar ve 30'lu yaşlar... İki gezegen ne kadar aynı olabilirse o kadar aynı.
Bir tarafı öteki taraftan ayıran tek şey, şimdi benim için incecik bir tül perde.
*
Bir şeyi 40 kere söyleyince oldu kabul eden zihniyet, bana "kendini
hissettiğin yaştasın" diye abuk sabuk konuşmasın, rreca ederim.
Çoğunluğun, kadınları "çatır çatır becermelik", "cami gitmiş ama mihrap
yerinde", "evde kalmış artık evlenmez", "gideri var" gibi yaş-mihrap ekseninden çık(a)mayan yorumlarla değerlendirdiği bir
gezegendeyiz sonuçta hepimiz. Ne onlar bu eksenden çıkabiliyor, ne de onların dışında kalanlar dilediğince uzağa kaçabiliyor.
Bu "çoğunluk" insanlar birer beyin edinene kadar, ya da
matematikçiler 30'u 20'ye eşitleyecek bir denklem geliştirene kadar
"Ruhum hala 20 yaşında, lay lay" türünden gereksiz avuntulara prim
vermeyeceğim.
Gereksiz; çünkü 20 yaşına dönmek isteyen de kim, haaaaahha! Ruh ve beden akran olmazsa nasıl anlaşacak?
Ve diğer bir "çünkü": 30'lu yaşlarında kadınlar saçmalıklara
ancak gerekli olduğu hallerde inanırlar. Tül perdenin ardından şimdilik
edindiğim izlenime göre bu böyle.
*
20'lerimin son gününü henüz yaşamaya başlamadım.
(Sabah saat 10 ve ben hala yataktayım, dersem daha net olur.)
Lezzetinin zirvesine varmış avokado gibi bir gün.
Ortasından ikiye keseceğim önce. Çekirdeğini çıkaracağım.
İki yarımın içine bıçakla derin olmayan kesikler yapacağım (baklava şeklinde, tercihim).
Kaliteli bir zeytinyağı gezdireceğim içlerine. Ve limon. Ve tuz. Ve karabiber.
Çekmeceden bir çay kaşığı alıp pencerenin önüne oturacağım.
Vaktinde yenen bütün avokadolar gibi bu eleman da yeşil ipeksi bir krema kıvamında kolayca gelecek kaşığıma.
Pencereden dışarı bakacağım. Elleri ceplerinde hızlı hızlı yürüyen bir adam göreceğim.
Ya da belki de kumral güzel bir kadın hoşuma giden bir pardesüyle süzüle süzüle geçecek.
En azından kar yağmıyor, diye sevineceğim.
*
Benim için özel, insanlık için öylesine bir gün.
Otuzuncu doğumgünümden bir gün önce ne açmamı bekleyen bir telefon, ne de
cevap vermem gereken bir mesaj bekliyorum. Telekomünikasyonun yokluğunun
keyfini çıkarmak niyetindeyim. Aranmak bazen daraltıyor beni. İnsanlar fazla gelmiyor da Facebook,
Whatsapp, Viber, LinkedIn, telefon, e-mailler, o bip-bip sesleri, basmam gereken tuşlar falan filan fazla geliyor -bazen.
Bakınız yeni yaşım etkilerini şimdiden göstermeye başladı: Teknolojiden şikayet etmeler falan!
*
Saat 11. Burnuma yanık kokuları geliyor... Yoksa günüm mü yanıyor ne!
Kalkıyorum. Mükemmel bir avokado beni bekliyor.
14 comments:
Yeni yaşını kutlasam erken mi olur?Kutluyorum valla nice yaşlara sevdiklerinle ve sevenlerinle birlikte :)
Teşekkür ederim:) Çok güzel ve bayağı sosyal bir gündü:)
İyi ki doğmuşsun :) Bu kutlama da Münih'te 30'larını yaşayan bir kadından geldi bak, dünya küçük.
:))) Teşekkürederim. Bu arada, o gün yataktan kalmadan önce yaptığım planların çoğu gerçekleşmedi: Öğlen kar yağmaya başladı! Gerçekten bir avokado kestim ve yarısı bozuk çıktı! Akşam saatlerinde erkek arkadaşımla gittiğimiz restoran güzel ve ilginçti. Yirmilerinin 24 saate sıkıştırılmış bir özetiydi resmen o gün!:))
yılbaşı akşamlarının 'eee bu kadar mıydı?' hissiyatını bilirsin..
keyfini kaçırmak gibi olmasın ama, 30u devirdiğinde de benzer şey olacak...
So?
Evet pek bir nane yok 30da sanki ama eskiye nazaran azıcık daha akıllı oldum sanki. Mesela haftasonu geceyarisi acikinca; "Ekmek bulamiyorsan ekmek yap" dedim ve bir yandan film izledim bir yandan hamur yoğurdum. Sabaha karsi 3'te bitti ama şahane oldu ekmek, yiyip yattım. Zayıfim zaten iyi oldu çok da güzel oldu:)) 30'larda insanlar böyle şeyler yapıyormuş demek.
Merhaba.
Hayalperest biri olduğum için muhtemelen "üfff!" diye okuyacağın bir yorum yapmaya geldim :)
Bu eylülde 30 oluyorum. Ama bloğumda yaklaşık 6-7 aydır 30 yaşında yazıyor yılına girdim diye. Yani umurumda değil 29-30.
Ha bazen "yuh ya nasıl 30" olmuyor muyum? Ahh olmaz mıyım hiç. Hem de ne biçim oluyorum. Ama geçiyor.
Hep kendimden küçüklerle anlaşabiliyorum yaklaşık 4 yıldır. Ondan önce de büyüklerle anlaşırdım. Ben büyüdükçe ruhum küçülüyor sanırım.
Ne yaşadığım dünya, ne de içindeki nohut beyinlilerin yasakları, kuralları umurumda bile değil.
Salak salak konuşurum, saçmalarım, ergen gibi atarlanırım, birden olgun davranırım, ağlarım, gülerim. Çünkü bunların hepsi benim kalbimden gelir ve hiçbiri yaşadığım yıl sayısına göre şekillenmez. Ağırlıkları hariç. Yıllar geçtikçe kimi daha hafifler, kimi ağırlaşır yaşananlara göre. O kadarı da normal sanırım.
Madem toplumun bu kadar sığ olmasından dolayı sen "hissettiğin yaştasın" felsefesini saçma buluyorsun, sana "aa bak deme öyle" diye sözler söyleyemem tabi ki.
Ama inan bu sular çok güzel, çok özgür...
Geçmiş doğum günün kutlu olsun :)
Selam Ponti:) Ben çıtır yaşları geride bıraktıktan sonra çılgınlıklar yapmaya karşı değilim. Sadece, insanlar olmadıkları bir şeyi olduklarını eskisinden daha çok vurguladıkları zaman (mesela "Yaşım 50 ama ruhum 18. Aslında gencim. Aslında gencim. Aslında gencim. Aslında..." diyenler falan) bana çok trajik/dramatik/vs. görünüyor. Hayatın 18 yaşından sonra bittiğini kim söylüyor ki? Aslında.., diye başldığın zaman lafa, pek de işin aslının öyle olmadığını baştan kabul etmiş oluyorsun zaten. Ama tabii ben konuyu böyle açmadım yazımda, daha çok "tam yenmelik avokado"ya benzettiğim güne odaklandım :) Hissettiğim yaş 30, gayet memnunum. Dış ve iç görünüşümü hiç şimdiki kadar çok beğenmemiştim, umarım 40'ta da aynı şekilde hissediyor olurum.
Ya .... bir de, eklemeden geçemeyeceğim:
''20 yaşına dönmek isteyen de kim?''... çok güldüm bu kısıma :))
Bir 5-10-20 sene sonra anımsarsın umarım bu söylediğini :))
Su anda durum, anlattigim gibi, 5-10-20 sene ne olur bilemem -Ama cok guldugunue gore sen biliyor olmalisin. :)
:))).. Annem 55 yasinda, benden guzel, tas gibi valla. Ona benzersem sorun olmaz :))) Yoga yapiyor, ondan mi acaba..
Ayça işte o noktada ben de sana katılabilirim :)
Öyle hissediyorsan zaten ispatlamaya kalkmaz, istemesen de öyle davranırsın.
Dediğin gibi bunun altını çizenler dramatik bir görüntü çiziyor. Evet yılların geçip gitmesine hepimiz üzülüyoruz ama dediğin gibi hayat ve mutluluk ne 30'unda, ne 40'ında ne de 50'sinde bitmiyor.
Meğer aynı düşünüyormuşuz :)
:) Ben biliyordum ayni dusundugunmuzu. "Postlarimi dikkatInizi vererek okuyun, okurken baska seyle ugrasmayin" diye uyari levhasi asacagim bloga, soyle kocaman lazim :)))))P Saka saka:)
Post a Comment