"Benden daha çok bahsetmelisin" diyor. Bütün bir postu kendisine ayırırarak kuyruklu egosunu yeterince mest ederim sanıyorum. Yaklaşık 3 yıldır bu adreste yazıyorum ancak daha yeni tanıtıyorum, lütfen kusuruma bakmayın.
Ama o kusura bakar, biliyorum.
Yanda resmini gördüğünüz zat-ı muhteremdir, İÇ SESim. Beynimin kıvrımlarında ikamet ettiği için ince, uzun ve kıvrık bir yapıya sahiptir. Tipik bir tutunan, yani Connectus Erectus, belki benden bir kaç ay daha genç (ama dantel-örtülü-kanepesinde-el-öptürmeyi-bekleyen-teyzeler gibi konuştuğu çoktur), duruma/ortama göre laf çarpan/bölen/toplayan/çıkaran, zihnimin çenesi düşük kontesi.
Beraber büyüdük. Aynı yerleri gördük, aynı okulları bitirdik. O her zaman benden daha iyi bir öğrenciydi. Gördüklerimi nasıl yorumlayacağımı anlattıkları zaman başkalarının dediklerini kendi düşünceleriymişcesine benimsedi. Sonra onları sanki "kendi orjinal fikirlerim"miş gibi bana kakaladı. Haksızlığa uğradığım bütün zamanlarda üstüne alındı, benden önce o kızdı, o üzüldü, o heyecanlandı. Bu benisahiplenişler zaman içinde onda -benimkinden farklı olarak- bir tarz yarattı: Bir havalar, bir saraylı haller falan... Dürter beni, "kızım biz asiliz, kendine gel" der soyumuza yaraşan şekilde davranmadığım zamanlarda. Soyumuzu sorarım, cevap vermez. Öldüresiye eleştirir. Eleştiriye gelemez; ve beni "eleştiriye gelememekle" eleştirir.
Bu beyin benim cephaneliğim, iç sesimin ise yaşam alanıdır. Aynı beyne hükmetmeye çalışmak bizi çatışmalara sürükler. Savaşı kaybettiğim zamanlar beynimin yeni düşünce üretme şalterini indirir ve sadece KALIPLAŞMIŞ DÜŞÜNCELER ODASInın ışıklarını yakar. O odada, başkalarının içeri sokmalarına izin verdiğim fikirler durur: Annemin bir erkekte aramam gereken özelliklere dair verdiği öğütler (benden en az 2 yaş büyük olmalı), babamın annemi üzersem karşımda onu bulacağıma dair verdiği bilgi (annemin üzülmesi bu kadar kolay olmasa hiç sorun değil aslında), doktorun "herkes yurtdışına giderse bu memleketin hali ne olacak" demesi (anafikir, ben ve benim gibilerin vatan-sevgisizliği), falan fıstık.
Hayatımda kalmasa da hafızamda kalan bir takım insanlar, 20'lerimin ilk yarısında bakire olup olmadığımı merak eden bir kaç genç adamın çok lüzumlu fikirleri... Bâkire arayan için yeterince "temiz" değilmişim; bâkire istemeyen için yeterince "konuya hakim" değilmişim. İç sesim dedi ki: Seni adam yerine koyup yatmak istiyorlar ama reddediyorsun, sen konuşmaya bile değmezsin kızım! Tabii ki iç sesime hak verdim, her b.ku bildiğine inanan konuşmacılara karşı manasız bir zaafım var çünkü. Mini etek giyince modern görülüp aferin alan ama boynundan öptürünce orospu sayılan bir neslin şaşkın bireylerine göre belki biraz fazla tahammülsüz de çıktım üstünüze afiyet: Ülke değiştirdim.
20'lerimin ortalarında, kendisine aşık olduğum için ülke değiştirdiğimi zanneden bir adamla evlendim. Onun bu fikre nasıl vardığını hiç anlayamadım ama zaten anlayamadığım o kadar çok şey vardı ki... Ben bu zekayla İTÜ'yü nasıl kazandım, hayret. "Sen yatakta orospu ol ki ben başka orospulara gitmeyeyim" dedi kocam. Yani iki seçeneğin var, diyor burada şair, ya orospu olacaksın ya da aldatılan. Ben ikinci şıkkı seçtim, çünkü iç sesim "Ne olursan ol ama sakın orospu olma" diyordu.
Boşanma masrafları girdi mi girdi. En azından orospu olmadım diye seviniyordum ki, başka bir şair beni düzeltti: "Orospu!" dedi, "bana umut verdin, sonra terkettin". Ne ara umut verdim hatırlamıyorum ama kesin vermişimdir. Fazla olan neyim varsa ona buna vermek gibi iğrenç huylarım var. Hem umut vermek çok orospuca. Adam haklı yani.
Hayatımı onların hayallerine göre şekillendirmemekle suçlu bulunduğum insanlar koleksiyonum... Bazen beynimin KALIPLAŞMIŞ DÜŞÜNCELER ODASInda koro halinde marşlar okur, fasıl geceleri düzenlerler. Düzenli ve aydınlıktır bu oda, gözünüzün önüne kasvetli bir tavanarası gelmesin: Herşey yerli yerindedir ve kolayca bulunur. İç sesim orada oturmayı sever . Bazen eski sevgiliden kalma bir kuple okur, bazen adını unuttuğum bir arkadaşın ettiği topu topu iki cümleden birini alıntı yapar ve altına kendi imzasını atar. Öyle ya, birisiyle aynı fikirde olunca o fikir kendi fikriniz sayılır artık. İç sesimin fikirleri de işte böyle böyle sahiplendiği alıntılardır.
Sil baştan bir düşünce üretmedi hiç. Beyni kontrol altına aldın bari hepsinden istifade et, değil mi? Yok, illa o beyni alacak piç edecek. Bir yılan oynatıcısı gibi hipnotize eder beni (kuyruk da ondadır, kaval da). Bazen inadına yapıyor sırf beni gıcık etmek için, diyorum. Ben kızınca "Sözümü dinlemeseydin sen de! Zorlamadım ki!" diyor. O da doğru vallahi hiç zorlamadı bugüne kadar. Çekmecelerde, raflarda ne bulduysa onu verdi, ben de aldım. Alırken sorsam, mesela, "Bunu nereden buldun?" diye, o da söylese, mesela "Annenin arkadaşı söylemişti sen lisedeyken" diye, hah işte o zaman belki almam. Ya da belki alırım.
İşte böyle. İç sesimi beynimin korteksinden dinlediniz. Ve daha çoook dinleyeceksiniz.

4 comments:
Üf benimki de, bi sus bi yaaaa. Ne zaman benden beklenmeyecek bir şey yapmaya kalksam bu başlar bıdı da bıdı.. Uyutmaz da bazı geceler di mi!?
Uyutmuyor, sessiz ortamda cenesi iyice duşuyor. Cesaret edemedigim butun super şeyleri engelleyen bu ic-dırdırdır işte.
merhaba.. memnun oldum.. ;]
:)) Daha ileri gidip isim takacagim kendisine ama deli diyecekler :))P
Post a Comment