December 23, 2014

Pesketeryanlığın Tarihi: 3. Hafta

(Balık hariç) et yemeyi bırakalı neredeyse üç hafta (yarın) oldu! Ne bir tavuk, ne bir koyun, ne bir kuzu, hiç biri benim yüzümden ölmedi ve hiç birinden çekmiyor canım. (Alkış yok mu?)
İtiraf ediyorum: 2-3 balık öldü.
... ve geçen hafta sevgilimin pişirdiği kırmızı etten minik bir lokma tattım -canım çektiğinden değil, o kadar methetti ki "Çok güzel olmuş" demek için yedim.

Kendimle ilgili gözlemlerim:
- Kilom aynı.
- Süt, balık, yumurtayı eskisinden daha az tüketiyorum.
- Eskiye kıyasla daha çok meyve, fasülye ve kuruyemiş yiyorum.
- Haftada 21 öğün olduğunu farzedersek, bunun 5-6'sı vegan.
- Hayatım her zamanki gibi devam ediyor.

5 Ocak 2015'te Girilen Not:
- Yemek yeme tarzına bağlı yaşam stilleri, futbol fanatikliği, dini mezhepler, politik görüşler, vb. gibi insanları gruplaştıran cemiyetlere yakın bir manevi hissiyat yaratıyor olabilir mi?
- Dünya için iyi bir şeyler yapma arzusu kuvvetlendikçe bireysel yetersizliğini fark eden birey, bir dini /ya da dinsizliği /ya da bir siyasi partiyi /ya da bir ırkı /ya da feminizmi /ya da tarihte önemli işler başarmış bir insanı, maskotmuşcasına, kendi bu-böyle-gitmez-bi-şey-yapmak-lazım-millet! heyecanına BAYRAK yapan birey... Benzer bir vicdani tatmin hissini pesketeryanlıkta da buluyor... mu?

Elizabeth Gilbert'ın "Ye, Dua Et, Sev" kitabında beni çok etkileyen bir bölüm var: Bir rahibe Elizabeth'e şöyle der: "Suçluluk duygusu hissettiğin zaman, bunun sadece suçluluktan kaynaklandığını zannetme. Bu duygu, sandığın kadar masum olmayabilir. Insan bazen kendisini daha ahlaklı hissetmek için suçluluk duygusuna sarılır."

- Hadi ama, "Bu böyle gitmez bi şey yapmak lazım millet!" demek lazım değil mi ki bir yandan??

Ben düşüneyim.

No comments: