Gözleri açık maviydi. Yeşil bir şey giydi mi yeşil olurdu.
"Gözlerin gömleğinle aynı renk olmuş" dedim -bir doğa mucizesine şahit oluyormuşum gibi.
"Bu gömlegi ne zaman giysem kızlar öyle söylüyor."
Bir gökdelenin yüksekliği, bir insanın yaşı, vb. konularda gerekmediği halde tahmin yürütmeye çalışırken takınılan o düşünceli ifadeyle bana baktı. Anladım ki ya çok enteresan ya da feci absürd bir soru geliyor.
"Sen ne renksin?
Sahi, dedim içimden, Türkçe. Ben ne rengim?
"Ben Türk'üm" dedim dışımdan, İngilizce.
"Türkler ne renk olur?"
"İşte benim gibi olur. Sence ben ne renk görünüyorum?"
"Hiç bir renge benzemiyorsun."
"Toplam üç renk var, degil mi? Siyah değilim, sarı değilim... Eh, o zaman beyazım."
Güldü.
"Beyaza benzemiyorsun." dedi.
"Türkler Orta Asya'dan geldi. Sarı mıyım acaba?'
"Sarıya da benzemiyorsun."
"Siyahım o zaman?"
Güldü.
Belki de benim bilmediğim başka renkler vardı. Sütlü kahve? Buğday rengi? Yavruağzı?
Düşündükçe saçmaladım.
"Fazla seçenek yok. Siyah ya da sarı değilsem mecburen beyazım." dedim.
Kolunu uzattı.
"Bak ben beyazım, biz aynı mıyız?" dedi.
Görünüşe göre haklıydı. Spektrofotometreye girsek sanıyorum benim mavilik ve yeşillik değerlerim fazla çıkardı. Hatta renk ölçümlerinden anlayan şahin gözlü bir tekstilci olarak diyorum ki; bendeki beyazlık da daha fazlaydı. (Bildiğiniz soluk benizliydim yani)
Aşağı yukarı bir yıl sonra bir hanımın ofisinde oturacaktım; bana
peynir rengi olduğumu söyleyecekti; çıkarken bir de vizite ödeyecektim. Ama şu dakikada, kolları güneş yanığı oğlanın karşısında, gözlerim bana biraz soluk tenli olduğumu; aklımsa bu renk meselesinin görsellikten çok kültürel bir anlam ifade ettiğini söylüyordu.
Gururum da gereksiz yere lafa karışmak istedi ama önümde uzanan kolun karşısında söyleyecek mantıklı bir şey bulamadı.
"Beyaz mı?" dedim ben de kolumu onunkinin yanına uzatarak, "Sen pembesin bence."
Aman da paşamın yüzünde bir memnuniyetsizlik...
* * * * *
Bu tarafta da bir memnuniyetsizlik oluşmadı değil:
Beni beyaz bulmamasına biraz bozuldum mu ne? Bizim halkımız beyaz tenliyi sever, hele sarışına bayılır. Çocukluğumda bilinçaltıma işlemiş olabilir mi acaba beyaz tene özeniş?
Özeniyor muyum???
Özenmem mümkün değil, zaten beyazım.
Yoksa değil miyim...
?
* * * * *

Pantone'ye bir göz atsam, dedim.
Dünyada en yaygınca kabul gören renk standartları kataloğu.
Pantone.com moda ve tekstille ilgilenenlerin hoşuna gidecek bir websitesi. İster gelecek yılın sonbahar moda renklerini öğren, ister renk endüstrisinin diğer ilginç yönlerini. Antropolojiyle uzaktan yakından alakası yok. Olmasın, ben bir renge bakıp çıkacağım zaten.
Bu sitede bir renk buldum, sanki bana yakın gibi: Apricot Gelato 12-0817 TCX. Bkz. yandaki renk. "Apricot" kayısı demek; "Gelato", İtalyan usülü dondurma.
Yakışıklı Kuzey Amerikalı tekrar gelse de sorsa:
"Ne renksin sen?"
"İtalyan usülü kayısılı dondurma"
"Cool!"
* * * * *
Şimdi bana "peynir gibisin" diyen o hanımı hatırlıyorum.
Ağustos, 2009. İstanbul.
Hava sıcak mı sıcak. Yapış yapış.
O zamanki müstakbel eşim ve ben, televizyonlara da çıkan unlu evlilik danışmanı Selin Karacehennem'in ofisindeyiz. Ertesi gün düğünümüz var.
Düğüne saatler kala orada ne işimiz olduğunu şimdi kendi kendime soruyorum ve cevap bulamıyorum. Acemilik mi, görgüsüzlük mü,... hani "Evlenmeyin çocuklar" dese koca düğünü iptal edecektik de sanki!
Gerçi biz pek entel-dantel bir çifttik, aman da çok sosyeteydik. Diyetisyene gitmeden kilo veremeyen, eğitmensiz spor yapamayan, çocuğunu psikologsuz yetiştiremeyen, imaj-meykırsız giyinemeyen, yemek kursuna gitmeden yemek yapamayan, vs. vs. kimlerse işte onlarla aynı familyadandık. Ortalama vatandaş gibi sade evlendirme memurunun edeceği lafla tabii ki evlenemezdik. Başka uzmanların da onayını almalıydık ve bedavaya getirmemeliydik bu işi. Yani -peh peh peh!- öyle böyle değildik, çok klastık biz.
Selin Hanım bizi uyumlu buldu -ufak tefek kusurlarımız dışında: Eşimin burnunu beğenmedi. "Mutlaka estetik yaptırmalısın" dedi. Asıl evlenecek olan ben olduğum için "Bence kötü durmuyor" dedim. Ama nişanlım uzmanla aynı fikirdeydi. Bu durumda bana b.k yemek düşerdi.
Sıra bana geldi: Çok şükür burnum sınavı geçti, yalnız renkten kaybediyordum: "Kızım bu ne hal, peynir gibisin. Yan biraz." dedi evlilik danışmanımız.
Latin ırkına bayılan müstakbel eşim, kendisiyle aynı fikirde olan bir uzman kişi bulmanın sevincini yaşadı: "Evet Selin Hanım, ben de aynı şeyi söylüyorum ama dinlemiyor."
O günden bir yıl sonra bu konu tekrar açılacaktı.
"Hayatım, solaryuma girsen, esmerleşsen, belki seni daha çekici bulurum. O zaman evliliğimiz düzelir belki, ne dersin?"
Büyük sözü ve koca sözü dinlemedim, rengimi düzeltmedim. Ne oldu? Ebemin körü oldu: Boşandık.
Kıssadan hisse: Renk, önemlidir (boru değil).
* * * * *
Yazının başlarında garip birşey daha diyordum... Ne diyordum?

Hah evet:
Spektrofotometre
Rielle marka bir spektrofotometrenin resmini buraya koyuyorum ki görün.
Bu cihaz tekstil laboratuarlarında kullanılır. Küçük bir parça kumaşı cihazin bölmesine koyar ve kapağını kapatırsınız. Spektrofotometre kumaşın yüzeyinden yansıttığı ışığın spektrum aralığını tespit eder ve ekranda sayısal sonuçlar verir. Kumaş ne kadar siyah ya da beyaz, ne kadar mavi ya da sarı, ne kadar yeşil ya da kırmızı, ne kadar parlak ya da donuk renkli,... Rengin bir nokta olduğunu varsayarsak, x-y-z gibi 3-boyutlu bir referans sisteminde bu noktanın nerede durduğunu spektrofotometrenin verdiği koordinatlara bakarak anlarsınız.
Kısacası, spektrofotometre bir makinedir ve renk ölçer. Yeni bir icad değil, I-Phone'dan çok daha eskidir.
* * * * *
Türklerin antropolojik özelliklerine dair neler öğrenebilirim diye Google'a şöyle bir göz attığımda pek bir şey bulamadım. Bu konuya yönelik ilk ciddi adım 1923'te Atatürk'ün İstanbul Universitesi'ne "ulusal bağımsızlığı bilim alanında da tamamlama" direktifi vermesiyle atılmış. 1930-31 yıllarında
Türk Tarih Tezi adı altında hazırlanan dört ciltlik ilk milli tarih raporumuz liselerde 1939 yılına kadar ders kitabı olarak okutulmuş.
Yayınlanan bu rapora göre Türkler beyaz Alpin ırkındanmış.
Alpin ırk, beyaz ırkın bir kaç çeşidinden biri.
Beyazmışız yani.
* * * * *

Beyaz olmak derken aklıma Avrupa Yakası dizisinin en sevilesi/dövülesi karakteri Burhan Altıntop'un şu sözleri geliyor:
"Yavrum, Nişantaşı çocuğuyum ben, beyaz Türk'üm."
Ne çok severdim bu diziyi. Yayınlandığı 2004-2009 yılları arasında Türkiye gündeminden bihaber yaşayanlar, Burhan'ın bir resmini koyuyorum buraya ki görün.
Beyaz Türklük ten rengini değil, batıya has adetleri benimsemiş bazı Türkleri niteleyen bir kavram. Avrupa Yakası'nın yayınlandığı dönemde Altıntop sayesinde dilimize iyice yerleşti. Biraz araştırdım da, aslında bu terimi ortaya ilk atan kişi gazeteci-yazar Ufuk Güldemir'miş. 1957'de siyaset bilimci Andrew Hacker'ın yeni Amerikan üst sınıfını betimlemek için kullandığı
WASP (White -yani beyaz, Anglo-Sakson ve Protestan Amerikalılar) kelimesine karşılık, Güldemir de "Beyaz Türk" kavramını ortaya atmış ve Teksas-Malatya adlı kitabında kullanmış. Yarattığı bu yeni kavrama olumludan ziyade sevimsiz bir anlam yüklemiş: Halktan kopuk, burnu havada züppe Türk.
Beyaz Türklük günümüzde çok çeşitli anlamlarda kullanılıyor. Yaygınca bilinen tarifi şöyle: Klasik müzik dinleyen, yabancı dil bilen, Bağdat Caddesi veya Nişantaşı'nda oturan, paralı okullarda okuyan, kışın kayak yapan, yılda bir kaç defa Avrupa'ya seyahate giden, gelişmiş bir dünya görüşü olan -ve böyle olduğu için beyaz olmayan Türkleri
daha sert eleştirebilme donanım ve yetkisini kendisinde bulan Turkish person.
Yani, her orta sınıf vatandaşın imrendiği, kıskandığı, ama sözünü dinlediği ve arkadaşı olmak istediği değerli bir Türk cinsidir Beyaz Türk. Halk arasında genellikle
iyi bir şeydir.
Sefa Kaplan'ın 27 Ekim 2010 tarihli "Aradığınız Beyaz Türk'e Bir Türlü Ulaşılamıyor" yazısı tam da bu konuda yazılmış, okuması oldukça zevkli bir köşe yazısı. Orada ilginç bulduğum bir paragrafı aşağıda oldugu gibi aktarıyorum:
...Türkiye’nin ve bu ülke insanlarının zihinlerinin bir ‘kavram mezarlığı’ olduğunu söylersek, durumu fazla abartmış olmayız herhalde. Aynı şey ‘Beyaz Türk’ kavramının da başına geldi. Zamanla belki kullanım kolaylığından, belki de dışlama kültürünün şehvetinden kendilerini farklılaştırmak isteyen herkes ‘Beyaz Türk’ kavramının gölgesine sığınmaya başladı. Söz gelişi Ertuğrul Özkök övünmek için kullanıyordu ‘Beyaz Türk’ü, Fehmi Koru küçümsemek için. Soner Yalçın’a göre, asıl ‘Beyaz Türkler,’ kendini gizleyen Sabetayistler’di. Prof. İlber Ortaylı, “Bu bir elit meselesidir ama biz Avrupa’daki gibi bir elit zümresine sahip değiliz” diyerek bambaşka bir pencere açıyordu önümüze...
Anadolu köylüsü Burhan Altıntop da Beyaz Türklerden biri olduğunu söyleyip duruyor dizide ya, işte bu
elite sınıfın renkli hayatına imrendiği için.
* * * * *
Beni çok güldüren bir kitap okuyorum bugünlerde:
Stuff White People Like (Beyazların sevdiği şeyler).
Yazarı Christian Lander (yanda resmini koydum) önce yazdığı blogla ünlendi, sonra postlarını kitap haline getirdi (bkz.
http://stuffwhitepeoplelike.com/).
Lander beyaz olmayı renk durumuna bağlamıyor. Ona göre -ve ben de katılıyorum- bu tamamen kültürel bir mesele.
Nerenin kültürü? Ku Klux Klan, Starbucks ve Apple'in anavatanı AMERİKA tabii ki!
Bu kitabı hakkıyla anlamak, bozulmak ya da katıla katıla gülmek için Kuzey Amerika'yı görmüşlük lazım dostlar. Yoksa okurken "Hah işte bu çok doğru!" deme zevkinden mahrum kalmak var.
Madem beyazlık kültürel bir mesele, siz
ne kadar beyazsınız, eğer bunu merak ediyorsanız buyrun aşağıdaki testi çözün, görün: Ne kadar çok EVET derseniz, o kadar BEYAZsınız demektir.
(İlginç bulduklarımı sizin için kendi elceğizimle Türkçe'ye çevirdim -tabii şahsi yorumlarımı da eksik etmedim. Listenin orjinali daha uzun, devamını Lander'ın internet sayfasında İngilizce olarak bulabilirsiniz.)
1. Kahve sever misiniz?
2. Ailenizin mensup olmadığı bir dine girmek çekici geliyor mu?
3. Film festivallerine gider misiniz?
4. Farklı peynir türleri, nasıl yapıldıkları, nereden geldikleri, hangi peynirin neyin yanında ve ne vakit yenmesi gerektiği, peynir bıçakları, vb. peynire dair bütün bildiklerinizi toplasanız iki tane A4 kağıdını rahat doldurur mu?
5. Meyve-sebze almak için pazara gider misiniz? (Farmers Market'i "pazar" olarak çeviriyorum.)
6. Pahalı-mahalı aldırmayıp ORGANİK besin maddelerini organik olmayanlara tercih eder misiniz?
7. Pet şişeleri ayrı, cam şişeleri ayrı, konserveleri ayrı, organik artıkları ayrı, karton kutuları ayrı... çöplerinizi doğaya geri kazandırmak için ayrı ayrı konteynırlarda mı biriktiriyorsunuz?
8. Barack Obama'ya hayran mısınız?
9. Açık havada dolaşmak sizi mutlu eder mi? Hava güzelken evde oturup bilgisayar/televizyon önünde zaman geçirmeyi tercih eden tanıdıklarınızın tepelerinde dikilip kendilerini evde oturdukları için suçlu hissetmelerine neden olacak sağlık seminerleri veriyor musunuz?
10. Wes Anderson filmlerini sever misiniz? (Ben bilmiyorum. Komik filmler yapıyormuş.)
11. Erkekseniz, Uzak Doğulu hatunları çekici bulur musunuz?
12. Yardımlaşma derneklerini bir şekilde destekliyor musunuz? (Türkler'e "Umrunuzda mı?" diye sormalı asıl)
13. Çay sever misiniz, çay? Öyle Rize çayı değil efendim; beyaz çay, rooibos, gen mai cha, camp fire tea falan.
14. Siyahi arkadaşlar edinmeye meraklı mısınız? Toplum içinde onlarla beraber görününce kendinizi
cool hissediyor musunuz? (Beyaz atalarınızın karıştırdığı haltları arkadaş canlısı görünerek unutturabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz, anlamında.)
15. Yoga yapmayı sever misiniz? Pahalı yoga kıyafetlerini de (yoga yapmasanız bile) sever misiniz?
16. Çocuğunuz üstün zekalı mı?
17. Annenizi babanızı sizi yetiştirirken yaptıkları hatalar yüzünden suçlar mısınız?
18. Kişisel farkındalık konulu yayınlar ilginizi çeker mi?
19. Seyahat etmeyi ve seyahatleriniz hakkında konuşmayı sever misiniz?
20. (19. soruya EVET yanıtını verdiyseniz) Arkadaş toplantılarında söz sırası nihayetinde size geldiğinde iki tahta çubuktan Çin İmparatorluğu tarihine, İpek Yolu'ndan Bizans mimarisine, vb. bildiğiniz bütün konularda -nedense- bilgiye aç olması gerektiğini düşündüğünüz zavallı arkadaşlarınıza öldüresiye uzunlukta seminerler vermeye muktedir misiniz? (Benim başıma geldi, vallahi neredeyse ölüyordum) Arkadaşlarınız da biraz
beyazsa, sözünüzü kesemeyecek ve sizi ölmek pahasına dinleyeceklerdir.
21. Siz de mi kitap yazmak istiyorsunuz yoksa?
22. İki soyadlı olmak kulağınıza havalı geliyor mu? (Amerika'da biri annenizin, biri babanızın olmak üzere iki soyad taşıyabiliyorsunuz, isterseniz.)
23. Küçük yörelerin hiç duyulmamış yerel bira markaları ilginizi çeker mi?
24. Şarap hakkında bilinmesi gerekenleri -şu cahillere- anlatması gereken o kahraman siz misiniz?
25. David Sedaris kitaplarını sever misiniz? (Ben bilmiyorum ama New York'lu bir arkadaş çok methetti)
26. (Hiç gitmediyseniz) Manhattan "Mutlaka gidip göreceğim" dediğiniz yerlerden biri mi?
27. Maratonlara katılmak ilginizi çekiyor mu?
28. "Ben televizyon izlemem" demek sizin için bir gurur mu? Hatta "Televizyonum yok" derken -şu aptal kutusundan zevk alan zavallılara kıyasla- hafif bir üstünlük duygusu hissediyor musunuz?
29. 80'li yılların müziği hoşunuza gidiyor mu?
30. Snowboard... "Hastasıyım" der misiniz?
31. Vejeteryen olmaya niyetiniz var mı?
32. Marihuana kullanıyor musunuz?
33. Politikacıların ti'ye alındıgı televizyon şovlarını sever misiniz? (Düşünce özgürlüğü olmayan ülkemin diline çevrilmesi gereksiz bir kriter)
34. Dışarda kahvaltıyı sever misiniz?
35. Evde tamirat, inşaat, çatıyı değiştirme, vb. yenileme faaliyetlerine meraklı mısınız? Duvarları kendiniz boyayabilir misiniz?
36. "Arrested Development" televizyon dizisinin tiryakisi misiniz?
37. Netflix'te film izler misiniz? (Netflix, internet uzerinden filmler izlemenize olanak saglayan bir websitesi. Menüsü zengin; duyulmuş/duyulmamış bir sürü filmi bilgisayarınıza indirmeden internetten izleyebiliyorsunuz, tavsiye ederim.)
38. I-Phone, Mac, I-Pad, vs. vs.; Apple marka her ürünün hastası, müptelası, tiryakisi, vb.'i misiniz?
39. Indie müzik dinler misiniz? (Adı sani -henüz- duyulmamış müzisyenlerin yapıtları genellikle bu kategoriye giriyor.)
40. Sushi (suşi) sever misiniz?
41. Tiyatroya gider misiniz?
42. Asya yemeklerini sever misiniz? (Çin usülü Pekin ördek mesela)
43. Deniz kıyısında bir ev... hayallerinizdeki ev mi?
44. Köpeğiniz var mı? Kendisinden bahsederken "Haydar'cığım kahvaltıda kıymalı sigara böreğine bayılıyor şekerim" gibi şeyler söyleyerek insanların eşinizden bahsettiğinizi sanmalarına neden olacak davranışlar sergiliyor musunuz?
45. Özür diler misiniz? (Ota b.ka özür diler misiniz?) Asağıda, yaşanmış bir olaydan örnek veriyorum.
"Afedersiniz, masamın önünden geçerken kaleminizi düşürdünüz."
"Aaa öyle mi, kusura bakmayın, hemen alırım."
"Rica ederim asıl siz kusura bakmayın. Ben yerden alacaktım ama dedim belki düşürdüğünüz yerde arar da bulamazsanız..."
"Pardon bir saniye ayağınızı çekerseniz? Sandalyenin altına girmiş..."
"Aaa hemen tabii, özür dilerim. Argh ayağımı sandalyeye çarptım!"
"Çok pardon"
46. Fakir ülkelerin sorunlarını nasıl çözeceklerini en iyi siz mi biliyorsunuz? Bu konuda konferans vermeye her an hazır ve nazır mısınız? (Sadece bu kritere uymak bile sizi bembeyaz yapacaktır.)
47. Boşandınız mı, boşanıyor musunuz, ya da boşanacak mısınız, en olmadı anne-babanız boşandı mı?
48. Çocuğunuzun küçük yaşta en az 2 yabancı dil öğrenmesi planlarınız arasında mı? (Hani o bir üstün zekalı ya)
49. Yurtdışında okumak planlarınız arasında mı? Yoksa çoktan gittiniz geldiniz de, "Paris'in bir metrosu var abicim, adamlar müthiş bir sistem kurmuş. Ben Paris'te okurken hep metroyla giderdim her yere." gibi artık oraların turisti değil, yerlisi sayılmanız gerektiğini arz eden cümleler kuruyor musunuz?
50. Fular var mı? Peki ya kalın çerçeveli gözlük?