August 14, 2012

August in Istanbul - To Do List

Yayy I'm flying to Istanbul on Saturday!
With Iiiiiiinouk!
He will meet my family and friends, see Istanbul and maybe the Prince Islands for the first time, search for some future projects to work on in Turkey, experience the last few days of Ramadan in Sultanahmet, eat a lot,... and will do all these in only 10 days!

I have even more to do which includes some paperwork and social commitments, such as some visits, passport revision, shopping with mom, going to gym with mom (this one is a long-planned thing to do & more important than it sounds like), talking girlish stuff with mom (nail polishes, etc. Yes we will go that far silly), gossiping with mom... Practically, I will date with her; and luckily, and hopefully, my boyfriend, dad and brother will not get jealous about this.
I have only 10 days.
...At a second thought, I think we can do the nail polish and gossip part later in Canada, since mom is coming with me to Calgary on the way back for 3 weeks.

Here I'm preparing a simple directory that will help me manage my very limited time in Istanbul, and also something I will use to score our touristic performance by the end of the trip.


PALACES vs. Locations and Visit Schedules:
Dolmabahce Palace in Beşiktaş, built in 19th c. (Open between 9:00 and 16:00, except Mondays and Thursdays)
Yildiz Palace between Beşiktaş, Ortaköy and Balmumcu, built in 19th c. (Open between 9:00 and 17:00, except Mondays and Thursdays)
Ihlamur Pavilions between Beşiktaş and Nişantaşı, built in 19th c. (Closed on Mondays and Thursdays)
Topkapi Palace in Sultanahmet, built in 15th c. (Closed on Tuesdays)
Basilica Cistern in Sultanahmet, built in 6th c. (Open everyday, starting at 9:00AM)

BAZAARS vs. Locations:
Grand Bazaar in Sultanahmet (Open Monday to Saturday btw. 9am-7pm)
Arasta Bazaar in Sultanahmet
Spice (or Egyptian) Bazaar in Eminönü (Open everyday, starting at 8:00AM)

MOSQUES and CHURCHES vs. Locations:
The Blue Mosque (or Sultan Ahmed Mosque) in Sultanahmet
Eyüp Sultan Mosque in Eyüp
Ortaköy Mosque in Ortaköy
Hagia Sophia in Sultanahmet
Saint Antoine Church in Taksim, Istiklal Street

TOWERS vs. Locations:
Galata Tower btw. Beyoglu and Şişhane
The Maiden Tower close to Üsküdar. (More info in my post "Eat in Istanbul")

ISLANDS:
Buyukada
Heybeliada

I know the list has grown too long for 10 days... We will just pick a few from every category; will get 10 points for each one we achieve to go/see; and (-1) point for the ones we cannot make.

RESTAURANTS:
Gelik *
Tarihi Sultanahmed Köftecisi *
Sinop Mantı *
Cicek Pasajı *
Krependeki Imroz Restaurant *
Leb-i Derya *
Pipa *
Emirgan - Sütiş (for breakfast) *
Muhiddin Captain's Boat in Beykoz
  * Locations and further info is given in my post "Eat in Istanbul")

OTHER places I would love to see:
Pierre Loti - in Eyüp
Dolmabahce Cay Bahcesi - Near Dolmabahce Palace
Kanyon (shopping mall)
Sapanca (out of Istanbul)
One of the open air bazaars set weekly in Istanbul
Theatre (Just a theatre. Haven't searched the current plays yet. I want to see a play of Yıldız Kenter.)
Orhan Pamuk's Museum of Innocence (Hmm, should I read the book first...)
Sunay Akın's Istanbul Toy Museum in the Asian side, Göztepe (Closed on Mondays)

August 13, 2012

Canlılar Dünyası 101

Beş gündür kamptaydım. Elektrikten, sıcak sudan, sifonu çeken tuvaletten, yatak-yastıktan uzak. Bu tür şeylere çok düşkün olduğumu bilirdim de yoksunluğa bir kaç günde alışacağımı bilmezdim. Duş almak, mesela. Her sabah yaptığım şey, yoksa kapı dışarı çıkmam. Ama kampta 3 günlük pislikten sonra 4. günün pisliği sorun olmaktan çıktı, sıradan bir durum oldu.

Alışmak... herşeye... mümkün gibi görünüyor. 

At sinekleri hariç!

Yakaladı mı derini cüssesine uygun bir lokma kadarıyla götürüyor. Allahtan işini hızlı göremiyor. Konduktan sonra nedense 2-3 saniye kadar bekliyor paşa. Kesici-delici aletlerini mi hazırlıyor nedir... Ön ayaklarını birbirine sürtüyor sanki ziyafet öncesi ellerini ovuşturur gibi.
Isıramadılar beni, ısırtmadım! Sürekli hareket ettim, Yıldız Tilbe tarzı dans figürlerimle atlattım onları.




Sivrisinekler
Son aldıgım duyumlara göre sabun/ parfüm/ şampuan/ krem kokularına geliyorlarmış.

Çadırda uyumak.
Gerekli malzemeler: Uyku tulumu, uyku tulumunun altına koymak için şilte, çadır ve çadırın üstüne yağmurdan koruyucu kılıf.
Ağustos'un tipik kavurucu bir gününde vardığımız kamp alanında gece yarısı şimşekler eşliğinde yağmura tutulduğumuz için tecrübe konuşuyor, dinleyin: Yağmur! Yağabilir! Çadırlar ancak sinekleri dışarda tutmaya yeter, yağmurda üstüne koruyucu kılıf şart. Bütün çantalarınız ve uyku tulumunuzla sucuk gibi ıslanmak istiyorsanız o başka tabii.

Çöplerrr...
Vahşi doğada kalmaktan bahsediyorum: Çöp bidonu yok. Organik artıkları kamp ateşine atıp yakabiliyorsun. Konserve kutusu, naylon ambalaj gibi yakarak yok etmesi mümkün olmayan artıklar ise yemeğin sonunda pis pis sırıtmaya başlıyor. Türksen, çöpünü sağa sola fırlatma alışkanlığından seni kimse vazgeçiremez, biliyorum. Ama ben Kanadalarda asimile olmuş bir Türk olarak çöpümü ağzı sıkı kapanan naylon torbalarda taşıdım, ta ki medeniyete kavuşup bir çöp kutusu buluncaya kadar.
Sen de yap. Bak elin memleketleri tertemiz.

Yemek
Kampdaşlarım yemekte kesinlikle lezzet arayan, eti şarapsız, sandviçi hardalsız yemeyen jonjonlar -ha biri de erkek arkadaşım olur. Benim tam tersim yani: Ver elime kaynamış yumurtayı, salatalığı ve yulaflı bisküviyi, öğle yemeği yaparım. Ama işte kampdaşlık faktörü malum, anca beraber kanca beraber. Şarap şişelerini de taşıdık, etleri koyduğumuz buz kutusunu da, tencere tavayı da.
İlk kamp deneyimim olduğu için hazırlık aşamasında pek bilemedim. Ama şimdi biraz fikir sahibi oldum kamp yemeğine dair. Gelecek sefere şunları hazırlayacagım:

 + Kuru ve taze meyveler
 + Çukulata, fındık, fıstık, badem, ceviz, vs.
 + Salatalık, domates, havuç, patates, marul, vs.
 + Tuz, karabiber, pul biber, vb. baharatlar
 + Ekmek, peksimet, bisküvi, kek, kurabiye, vs.
 + Kaşar peynir, zeytin, kaynamış yumurta, vs.
 + Konserve balık, vb. uzun dayanan etler
 + Kahve / Sıcak çukulata / Çay
 + Makarna
 + Kaynamış mısır

Yemeğin bir de pişirmesi var.
Bulundurulması gereken araç-gereç: Küçük tencere, kamp tüpü, kuru gazete kağıdı, çakmak, hafif kap-kaçak, çatak-kaşık-bıçak, termos, doğada kolay çözünebilen (biodegradable) bulaşık deterjanı.
Kuru gazete kağıdı, mangal yakarken ateşi tutuşturmak için.

İçme suyu
Kamp yerine ulaşmak için Clearwater nehrini boydan boya kanoyla aşmamız gerekti. Su gerçekten clear'dı, yani berrak, ama "Zorda kalmadıkça içme" dedi yine benim tecrübeli kampdaşlarım. Biri yanında süper marifetli bir şey getirmiş: 20cm boyunda bir içme suyu pompası. Seramik filtreleri sayesinde suyu öyle iyi temizliyor ki, içtiğim suyun tadı normalde şehirde kullandığım içme suyundan bile güzeldi.

Yağmur
... güzeldir, romantiktir, ama tedbirli değilsen kampta hayatını karartır. Çadır kılıfını söylemiştim. Sırt çantaları da yağmur geçirmez olmalı. Yağmurluk lazım bir de.
Gölde kürek çekerken öğrendim ki British Columbia'da yağmur ormanlarındaymışız. Kanada'da yağmur ormanı olduğunu o ana kadar bilmiyordum. Kampdaş bu bilgiyi benimle paylaşırken yağan yağmur kanomuzun içini suyla dolduruyordu...

Ayaklar
Ormanda hoplayıp zıplarken spor ya da dağ ayakkabısı tamam şart; ama çadırı kurup yemeğe otururken ayakların "Çıkarın bizi burdan!" diye ağlayacak, yemeğini zehir edecekler sana. Flip-floptur, sandalettir,... lazım.

Tuvalet 
"Evinde en çok neyini özledin?" sorusuna cevabım.
Yağmur ormanında çöp bidonu yoktu ama tuvalet kulübeleri vardı -tabii ki sifonsuz. Yere çukurlar kazıp tepelerine alafranga klozetler oturtmuşlar. Son gecemizde kaldığımız Mt. Robson'da sifonlu tuvalet ve duş kabinleri görünce sevinçten ağlayacaktım az kalsın.
Anladım ki kamp var, kamp var... ve bir de benim gibi pimpirikli kampçı var, kampçı var.

rtü-böcek, ayılar, kurtlar, mantarlar, vs.
Kamp yapmak demek, benim için "daha önce yakından tanışma fırsatı bulamadığım yaşam formlarıyla ziyadesiyle içli dışlı olma durumu" demekmiş.
Herşey potansiyel olarak CANLIydı: Ağaçlar, otlar ve küçük canlılarla dolu olan toprak-hava-su. Canlı içermediğini bildiğim nesnelerin ise hepsini biz evden getirmiştik: Çantalar, çadırlar, ayakkabılar, su mataraları, vs. Acaip bir his: Herşey canlı, herşey yabancı,... öyle yabancı ki, kendimi canlılar dünyasına ait değilmiş gibi hissettim.

Bir dahaki tecrübe fırsatına kadar aşağıdaki DOĞAL HAYATTA YAPILMAYACAKLAR listesini aklımda tutacağım:
 -  Durgun sulardan içme (Susuzluktan ölmek üzere değilsen)
 -  Bilmediğin şeyi yeme. Hatta bilsen de yeme. Bir parça yabani mantarı "Ben bu türü çok iyi bilirim, zararsız" diyerek ağzına atan Inouk'u hatırla...
 -  Güneş kremsiz dolaşma (Burnuna da sür!)
 -  Sabah-öğle-akşam ne yiyeceğini kampa başlamadan önce planla; planın dışına çıkma.
 -  Çöpünü kokusu dışarıya çıkmayacak şekilde sakla ve açıkta yemek bırakma. (Ayı gelir)
 -  Cep telefonuna güvenme: Saat tak.
 -  Anlaşamadığın insanla kampa çıkma.

Daha tecrübelendikçe yazarım.

July 21, 2012

Kurcalama Abidin

Yemek masasında otururken önümdeki manzaraya bakıyorum:
Tabaklarda somon balığı, balığın üzerinde Sevgili'nin deneysel çalışmalarından biri olan yaban mersini-çilek-tamarin sosu, bol limonlu bamya, ve pilav. Küçük kadehlerde sake. Bir kaç gün önce Sharon'ın bize yemeğe gelirken getirdiği pembe güller. Uzun beyaz mumlar.
Ve Sevgili'nin oturuyor modundaki kendisi.

Al sana mutluluğun resmi! (demiş, Abidin)

İnternet çağının sosyal mutasyona uğrattığı neslin tipik bir elemanı olarak aklıma gereğinden fazla sayıda fikir geliyor:
A) Yemek yemek
B) "Şimdi böyle sofra bulamayan çoktur. Ne şanslıyım!" derken, gurur mu yoksa şükran mı kaynağı belli olmayan bir memnuniyet hissi
C) Sofranın kuşbakışı resmini çekip Facebook'a koymak
D) Aklında sadece A şıkkı olan Sevgili'ye "Dur! Önce benim sofrayla bir resmimi çek!" demek
E) Hem bu sofrada oturup, hem de C ve D şıklarını tercih etmemekle kendimi sosyal medya gurmelerinden üstün görmek

Soru (İçimden): Yukarıdakilerden acaba hangisi ilk önce aklıma gelmiştir?
Ruhsal sağlığımın ne kadar yerinde olduğu bu sorunun yanıtına bağlı olabilir mi?

"İnsanlar neden yemek tabaklarının fotoğraflarını çekip internete koyuyorlar?" diye soruyorum Sevgili'ye. Amacım, insan davranış bilimi üzerine çok zehir bir tartışma ortamı yaratmak.
"Mutlu olduklarını göstermeyi sevdikleri için." diyor.

Mutluluk paylaşıldıkça artar klişesi aklıma geliyor. Hadi yemeğini paylaşırsın. Resimleri paylaşmak neden?

"Bazıları için mutluluk, bu masada oturmak değil, ne kadar mutlu olduğunu göstermek."
"Gösterirken mutluluk artıyor mu?"
"Ne bileyim, artıyor demek ki..."

Beden dili ve satır aralarından okuduğum kadarıyla sevgili Sevgili bu sosyolojik irdelemeyi başlamadan bitirmek niyetinde. Ama konu enteresan bence, niye devam etmeyelim ki.

"Mutluluğun kendisinden değil de, onu göstermekten haz almak. Anormal değil mi?" diyorum.
"Sana anormal, başkalarına normal."

"O başkaları dediğin çoğunluk. Çoğunluğun normal gördüğü birşeyi ben anormal görüyorsam, ben kendim anormal miyim?"
"Normal olan, herkesin istediği şeyi yapması." diyor.
"Kurcalama, diyorsun yani?"
Ağzı dolu olduğu için sadece başıyla onayabiliyor. 

Kurcalamayayım bari şimdilik.