April 10, 2015

Yeni Bir Fenomen Doğuyor

"Düşünce" nasıl bir maddedir... Balkanlar'dan gelen soğuk hava dalgasının Ankara'yı sele vurması gibi, düşünceler de bulutlar gibi o kafa senin bu kafa benim seyahat ediyor olabilir mi?

Mesela sen bir konuda bir yazı yazıyorsun, bir bakıyorsun başka bir blogger da çok benzer cümlelerle aynı şeyleri anlatmış.
("Düşüncemi çalmış!" diye carlamadan önce biraz durup, olayın gerçekten bir hırsızlık vakası mı, yoksa senin fikirlerinin sıradanlığı mı olduğunu sormalı...)
Diyelim senin yazın çok orjinaldi, eminsin. "Hırsız var!" diye bağırmadan önce sen yine bir düşün. Belki başka bir durum var.

*
Nereden öğreniyorlar böyle hareketleri?
YÜZÜNCÜ MAYMUN FENOMENİ

1952-58 yılları arasında Japonya'nın Koshima adasında vahşi maymunlar üzerinde yapılmış bir gözleme göre, maymunlardan biri (18 aylık, dişi) elindeki patatesi kazara suya düşürür ve patates bu sayede üstündeki kumdan arınır. Temizlenmiş patatesin daha lezzetli olduğunu "keşfeden" maymun, bu tesadüften sonra patateslerini yemeden önce hep yıkar.
Bu bilgi adadaki diger maymunlar arasında taklit edilerek yayılır. Patatesi yıkamayı öğrenenen 100. maymundan sonra bilginin yayılmasında bir sıçrama olur: Koshima'da ve çevre adalarda yaşayan maymunlar (kısa bir zaman aralığı içinde) patates-yıkama davranışı göstermeye başlarlar.

Japon araştırmacıların gözlemleri sonraki yıllarda benzer deneylere esin kaynağı olur. Lawrence Blair (antropolog/sinema yapımcısı) and Lyall Watson (biyolog/zoolog), 1970'lerin ortalarında bu konu üzerine eğilir ve düşüncelerini birbirinden bağımsız kitaplarında toplarlar. 1980'lerde Elaine Myers (biliminsani), orjinal Koshima raporları ile başka araştırmacıların sonradan eklediği teoriler arasında tutarsızlıklar olduğunu öne sürer. 1990'lar ve 2000'lerde Paulo Coelho (yazar), Ken Keyes (kişisel gelişim uzmanı) gibi bir çok yazar konuya mistik açıdan yaklaşır. Şimdilerde hikayeyi bir şehir efsanesi sanan çok kişi var. Gerçek olduğundan -ben de- bugüne kadar emin değildim.

*
Plajda yattığım yerden çektim. "O da mı istifa edip geldi acaba..."
Tarihe yeni bir fenomen ihbarında bulunmak istiyorum: İSTİFAYI BASIP MEKSİKA'YA KOŞAN DİŞİ HOMO SAPİENLER

2014 Şubat ayında bir Türk kişi (29 yaşında, ben) istifa dilekçesini sunar ve sevgilisiyle Meksika'ya tatile gider. Tatilini "İşinden İstifa Et ve Derhal Meksika'ya Git!" başlığı altında bol resimli Türkçe bir yazıyla blogunda anlatır, sonra yeni işine başlar ve konu kapanır. (Kaynak için tikla)

2015 Nisan ayında bir Amerikalı kişi (20'li yaşlarda, dişi), işinden istifa ettikten sonra gittiği Meksika tatilini kaleme alır, vegan yemek tarifi ağırlıklı olan blogunda bol resimli İngilizce bir yazı olarak yayınlar. Yazının başlığı "So I Quit My Job, and Went to Mexico" 'dur. (Kaynak için tıkla)

Hırsızlık mı? Gülünç bir suçlama olur bu. Ta neredeki Amerikalı kızcağız benim yazımı bulacak da, İngilizce'ye çevirtecek de, imrenip istifa edecek ve Meksika'ya gidecek de... Ama tesaduf değil diyorum. Oluyor bazen, birbirini tanıma ihtimali olmayan iki insan aynı sıradışı (ya da sıradan) şeyleri düşünüyor -hem de aynı kelimelerle.

Yüzüncü Maymun Fenomeni doğru ise, 100 kadın istifa edip Meksika'ya tatile giderse şayet, bilgi aktarımında bir sıçrama olacak ve bütün dünyada çalışan kadınlar istifa edip Meksika'ya tatile gidecekler.
Denesek mi kızlar? İki kişi yaptı bile. İşini bırakıp Meksika'ya gidecek 98 kadın daha bulabilirsek eğer... Denemekten bir zarar gelmez.

*
Bence en yaygın kadın fenomeni: KADIN ELİ FENOMENİ

1990 başlarından günümüze kadar olan yıllar. Bir Türk anne kişi (benimki), yavrusuna (yani bana) Türkçe dilde der ki:
"Annem ellerine bakar, 'Ellerim çok bozuldu, senin ellerin ne kadar güzel' derdi. Şimdi ben de ellerime bakıyorum, bulaşık yıkamaktan bozulmuş ellerim. Halbuki senin ellerin ne kadar güzel, ne kadar genç..."

Yıl 2008. Meksikalı anne Claudia (yaş 37), Kanada'nın Vancouver adasındaki mutfağında bulaşık yıkarken misafirine (yani bana) İngilizce olarak der ki:
"Annem ellerine bakar, 'Ellerim çok bozuldu, senin ellerin ne kadar güzel' derdi. Şimdi ben de ellerime bakıyorum, bulaşık yıkamaktan bozulmuş ellerim. Halbuki senin ellerin ne kadar güzel, ne kadar genç..."

Yıl 2015. Bir Türk kişi (30 yaşında, ben) Pınar Altuğ'un elleriyle ilgili çıkan haberi okur, ve kendi ellerine bakar: "Ellerim biraz kurumuş mu sanki? Bulaşık eldiveni kullanmazsam olacağı budur."

*
Rüzgar farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda, hepimize aynı düşünce bulutlarını getiriyor.

(Maymunlu fotograf Jari Peltomäki'ye ait)

March 08, 2015

"2" Kuralı

Aşağıda İngilizce'den kendi çevirdiğim bir bölümü aktaracağım. Kaynakla ilgi detaylar biraz aşağıda.

Demografi ve "2" Kuralı

... Bütün hayvan ve bitkiler için geçerli olan bu kural, "2" adını şuradan alıyor: Dişi bir canlının hayatı boyunca yaptığı üremeler sonucu ortaya çıkan yavrulardan, ortalama olarak sadece 2 tanesi soyu devam ettirecek kadar hayatta kalır. Bazı canlıların daha çok yavrusu yaşar ve üremeyi (yani soyu) devam ettirir; bazısı geride üremeyi devam ettirebilen daha az yavru bırakır. Ancak ortalama sayı, bütün canlılar için, 2.

Bu ilginç bir tespit. Çünkü, mesela, dişi bir fare doğduktan 35 gün sonra yavrulayabilecek erişkinliğe ulaşır. Bir seferde 12 yavru doğurabilir. Bir ay boyunca yavrularına bakar, onları dış tehditlerden korur; sonra tekrar hamile kalır. Bu döngü anne fare ölene kadar, yani 2-3 yaşına gelene kadar devam eder. Bir çok hayvan, hayatı boyunca bu kadar sık aralıklarla ve çok sayıda yavru yapabilir. Hatta tavşan, en sık ve hızlı şekilde çoğalan memelilerden biri (İngilizce'de "tavşan gibi çifttleşmek" deyimi buradan gelir). Ancak tavşanlarda bile, bir anne tavşandan gelen onlarca yavrudan (ortalama olarak) sadece 2 tanesi anne tavşanın soyunu devam ettirebilecek kadar uzun yaşar.

Büyük hayvanlarda ilk yavrulama yaşı, küçük memelilere kıyasla daha geç. Mesela dişi bir fil 10 yaşında yavrulayacak erişkinliğe ulaşır. Bir seferde tek bir yavru yapar, ve yeni bir yavru doğurması fare ve tavşanlara kıyasla çok daha uzun zaman alır. Filler 60'lı yaşlarına kadar doğurmaya devam ederler; ve bir anne filden gelen yavrulardan ortalama olarak 2 yavru fil aynı soyu devam ettirecek kadar uzun yaşar. Aynı sayı ağaçlar için de geçerli: Yüzlerce yıl yaşayabilen meşe ve kestane ağaçlarının etrafına bakarsanız, bir ağaçtan ortalama 2 yeni fidan çıktığını gözlemleyebilirsiniz.
...
"2" Kuralı'nı şu şekilde açıklamak mümkün: Her bir yavrulama olayı, bir dişi ve bir erkek canlı gerektirir. (Hermafrodit canlılarda bu kural "1" Kuralı olarak işler.) Hayatta kalan ve soyu devam ettiren 2 yavru, anne ve baba ölünce doğada onların yerini alır.
Düşünün ki 3 yavru kardeş hayatta kaldı ve her biri, anne-babadan aldıkları genetik kodu 3'er yavruya aktardı. Yeni nesil olan 9 yavru da 3'er yavru yaptılar. Döngü bu şekilde devam ederse doğada bu türün sayısı hızla artacaktır. ... Filler bile bu şekilde artacak olsa, dünya fillerle dolar. Meşe ağaçları "2" Kuralı'nın üzerine çıkacak olsalar, dünya meşe ormanlarıyla kaplanır. Doğada en sık rastlanan bakteriler "2" Kuralı'nı aşsalar, sadece bir kaç gün içinde dünya bakteri bataklıklarıyla kaplanabilir.
...

Kaynak:
Kitabın adı: WIRED FOR CULTURE
Yazar: MARK PAGEL (Evrim Biyolojisi Profesörü, Reading Universitesi, İngiltere)

Okuduğumuzu Anladık mı?

1. Nüfusu en fazla olan ülkelerdeki yoksulluk, işsizlik, açlık, trafik, eğitim olanaklarının yetersizliği, çevre kirliliği, vb. sorunları, "2" Kuralı'nın dışına çıkmanın bir dezavantajı olarak görebilir miyiz?
2. Erdoğan "En az 3 çocuk" derken, Türkiye ve dünya için nasıl bir gelecek temenni ediyor olabilir? 
(Hah yine politikaya bağladım)
3. Menapozdan ölüme kadar devam eden "doğurgan olmama" süreci, bir çok hayvanda çok kısa sürerken, insan ömründe uzun yılları kapsayan bir dönem. İnsanda menapoz, evrimin, fazla hızlı artan insan nüfusunun önünü kesmek için oluşturduğu bir önlem olabilir mi? 

(Cevabı kişisel olarak hiç bir işime yaramayacak olan böyle bilimsel sorular üzerine kafa yormaktan zevk alıyorum.)

*
Enteresan bir tespit bu, "2" Kuralı. 
Kitabın sonraki sayfalarında, canlı türlerinin zaman zaman "2" Kuralı'nın dışına çıktığı, ve buna bağlı olarak değişen besin zincirinin bozulan dengeleri nasıl hizaya getirdiği anlatılıyor. Mesela, fare sayısının artması kedi sayısının da artmasına yol açıyor, vs.

Yani şimdi, bilim dünyası dolaylı yoldan "En az -ve en fazla!- 2 çocuk" diyor, öyle mi? 

"En az 1 evlatlık, en fazla 1 kendi doğurduğun çocuk, ve en az 1 kedi" dese keşke.

March 06, 2015

Biri Değişiklik mi dedi?

Uzun zamandır, bin yıl kadardır... hayatımda değişiklikler yapmaya bu kadar delicesine kafa yormamıştım.

Hayvan yememek, vegan giyim markalarına artan ilgi, TED Talks videoları, minimalist yaşam blogları, 100 yıllık antika bir yemek odası takımını satın alma pişmanlığı, "Bu ev çok kalabalık oldu hangi eşyayı satsam/atsam/versem?" telaşı, "Haftada 1 kitap okursam 3 ayda şu şu şu kitapları bitirip elden çıkarırım" planları, işyerinde performans endişeleri, "Müdürümün müdürü beni sevmiyor mu ya niye sevmiyor acaba" soru(n)ları, hiç gitmediğim Portekiz'de evlenme planları, nikahta canlı müziği ille de uzun boylu güzel ve seksi bir kadın solistten istemek ve o gizemli kadını internet ormanlarında bulamama umutsuzluğu,... ve ardından "Boşver ya benim bilgisayarda çok süper müzikler var. Takarız bir amfiye, buluruz havamızı" demeler falan.
*

Bu 100 yıllık masa ve sandalyeler de nereden geldi?
Facebook'tan. Gördük biri satıyordu, aldık. Yarın öbür gün antikacıya %200 fiyata satılabilecek bir eşya. Ha ben bu takımdan açıkçası yatırımdan ziyade daha heyecanlı bir şeyler, mesela hayaletler bekliyordum. Cık, yok hayalet mayalet.
*

Yazasım "bana müsaade" diyor. Bu ne acele...