"Yarın ablamla nasıl ölmek istediği hakkında konuşacağız. Bu konuda fikrimi almak istediğini söyledi."
"Çocukları öğle uykusuna yatırdıktan sonra mı?"
"Evet. Bence en uygun zaman."
*
ALS'yi bilir misiniz? Amyotrophic lateral sclerosis. Türkiye'de Sedat Balkanlı'nın hastalığı olarak biliriz biz bu hastalığı. Ben şimdilerde erkek arkadaşımın ablasının, kızıl saçlı güzel anne Siobhan'ın hastalığı olarak biliyorum.
"Ona ne söyleyeceksin?"
"Sadece karar vermesine yardımcı olacağım."
"Nasıl?"
"Bilmiyorum. Ölmüyorum ki bileyim."
"Bence o da bilmiyor."
*
Tanıdığım herkes 21. yüzyılda ölecek. Ama öleceği doktor tarafından teyid edilen hastalara, sanki şanssız bir azınlığın mensubu imişler gibi bakıyoruz.
Sanki doktor raporu olmadan ölünmüyor. Sanki ölmek sadece bazılarının başına gelen bir olasılık.
"Nasıl ölmek istediğine karar vermek zorunda olmak aslında bir ayrıcalık olabilir. Ben de ölecegim ama 'Yanarak ölmek istemiyorum' diye bir istekte bulunamıyorum mesela. Çünkü soran yok. Çünkü hasta yatağımda değilim. Arabaya, uçağa, trene biniyorum ve gece karardıktan sonra bile sokaklarda olmaktan çekinmiyorum. Ölümün bana ulaşabileceği binbir tane yol var... Eninde sonunda, o yollardan biriyle ölüm varacak bana. Sana da varacak. Kesin bilgi."
"Ne dedin? Dinlemedim pardon."
"Önemli değil. Neyi arıyorsun?"
"Bilgisayarımın kablosunu bulamıyorum."
"Koltuğun arkasında."
Biliyorum aslında duyduğunu; duymak da düşünmek de istemediğini... Kardeşi ölüme hazırlamak, ölüme hazırlanmak gibi bir şey olmalı.
*
"Öleceğiz" derken zaten bildiginiz bir şeyden bahsediyorum. Yani farkında olsanız da olmasanız da doğan herkes ölüyor. 100% kanıtlanmış, sapına kadar bilimsel, istatistiksel bilgi.
Siobhan'in yaşadığı bir yıl daha bitiyor yarın. Yaşayarak atlattı 2013'ü, 2014'e biraz daha az umut bırakarak.
Yeni yılın sevdiklerimizle beraber sonunu sağ salim getireceğimiz bir yıl olmasını diliyorum.
December 30, 2013
December 18, 2013
Seni bir daha buralarda görmeyeyim 2013!
Gittim diyorum gitmiyorum ya ben de az yalancı çoban değilmişim. Bu yıl iki kere "Bana müsaade" dedim; gitmemle geri dönüp daha beter zırvalamam bir oldu. Blog bir ihtiyaç meselesiymiş, anladım. Hiç başlamayanlar bilmez, ancak bir başladın mı bırakamıyorsun.
Şimdi "Bu yıl son defa yazıyorum haaaa" demek geliyor içimden, ama artık bu numaralarımı yemiyorum ben şahsen -bilmem siz hala yiyor musunuz... Amacım ne, anlamış değilim. Dikkat mi çekmeye çalışıyorum acaba? Hayata kızıp acısını blogdan mı çıkarıyorum? Hiç anlamıyorum kendimi, hiç.
Zaten bu yılı da anlamadım. Ne boktan bir yıldı aman bitsin gitsin yeter! 31 Aralık'a kadar bile dayanamayacağım, bence yarın bitsin bu yıl.
Şubat'tan beri kariyer sancılarıyla boğuşuyorum. "İstediğin işi bulamıyorsan kendi işini kendin kur" prensibinden hareketle kendi işimi kurmayı düşündüm; hatta hazırlıklara bile başladım. Giyilebilir teknolojiler üzerine bazı fikirlerim var ancak yalnızım dostlarım, yalnızım yalnız... Akıllı atkı, şarj eden çanta, vb. yapmak istiyorum (Tekstil mühendisi sıradan atkı mı örecek allasen?). Ama iş kurmak bilgiden çok cesaret gerektiriyor ne yazık ki. Ne yazık ki, diyorum, çünkü bende cesaret yok! Bastır parayı, yap bi MBA... öyle olmuyor kuzum bu işler. İngilizce bilmeyen adamlar ithalat-ihracat yapabiliyorsa, neymiş: Diploma(lar) yeterli değilmiş.
* * *
"Benim kadar okuma sakın" diyeceğim çocuğuma: Kitap oku, manyak gibi oku; ama ders kitaplarını en geç 22 yaşında bırak... Kendi tarihini araştır ve felsefe öğren. Kendi dilini güzel yazmayı ve konuşmayı öğren. Küçük işlerde çalış; tezgahtar ol, garson ol, araba yıka, ders ver, insan tanı... Hayatı hayattan ve insanlardan öğren. Müdürlerle, kıskanç iş arkadaslarıyla ve tilki müşterilerle nasıl baş edeceğini okul sıralarında ve sıcak yuvanda öğrenemezsin. Zaten kazık yiyeceksin, korksan da korkmasan da... Bari korkma.
... diyeceğim.
* * *
Ebemi ağlattın 2013, beni hiç sevmedin. Okumuş cahilin biri olduğumu yüzüme yüzüme çarptın, "Anladım ulan tamam" dedim geldin bir daha çarptın öküz.Türkiye'ye de yaramadın zaten. Defoool!
(2014'e kadar bi'daha yazmam, diye düşünüdüğüme göre kesin yazarım ben daha.)
Şimdi "Bu yıl son defa yazıyorum haaaa" demek geliyor içimden, ama artık bu numaralarımı yemiyorum ben şahsen -bilmem siz hala yiyor musunuz... Amacım ne, anlamış değilim. Dikkat mi çekmeye çalışıyorum acaba? Hayata kızıp acısını blogdan mı çıkarıyorum? Hiç anlamıyorum kendimi, hiç.
Zaten bu yılı da anlamadım. Ne boktan bir yıldı aman bitsin gitsin yeter! 31 Aralık'a kadar bile dayanamayacağım, bence yarın bitsin bu yıl.
Şubat'tan beri kariyer sancılarıyla boğuşuyorum. "İstediğin işi bulamıyorsan kendi işini kendin kur" prensibinden hareketle kendi işimi kurmayı düşündüm; hatta hazırlıklara bile başladım. Giyilebilir teknolojiler üzerine bazı fikirlerim var ancak yalnızım dostlarım, yalnızım yalnız... Akıllı atkı, şarj eden çanta, vb. yapmak istiyorum (Tekstil mühendisi sıradan atkı mı örecek allasen?). Ama iş kurmak bilgiden çok cesaret gerektiriyor ne yazık ki. Ne yazık ki, diyorum, çünkü bende cesaret yok! Bastır parayı, yap bi MBA... öyle olmuyor kuzum bu işler. İngilizce bilmeyen adamlar ithalat-ihracat yapabiliyorsa, neymiş: Diploma(lar) yeterli değilmiş.
* * *
"Benim kadar okuma sakın" diyeceğim çocuğuma: Kitap oku, manyak gibi oku; ama ders kitaplarını en geç 22 yaşında bırak... Kendi tarihini araştır ve felsefe öğren. Kendi dilini güzel yazmayı ve konuşmayı öğren. Küçük işlerde çalış; tezgahtar ol, garson ol, araba yıka, ders ver, insan tanı... Hayatı hayattan ve insanlardan öğren. Müdürlerle, kıskanç iş arkadaslarıyla ve tilki müşterilerle nasıl baş edeceğini okul sıralarında ve sıcak yuvanda öğrenemezsin. Zaten kazık yiyeceksin, korksan da korkmasan da... Bari korkma.
... diyeceğim.
* * *
Ebemi ağlattın 2013, beni hiç sevmedin. Okumuş cahilin biri olduğumu yüzüme yüzüme çarptın, "Anladım ulan tamam" dedim geldin bir daha çarptın öküz.Türkiye'ye de yaramadın zaten. Defoool!
(2014'e kadar bi'daha yazmam, diye düşünüdüğüme göre kesin yazarım ben daha.)
November 27, 2013
Düşündüm de
Kimsenin görmediği bir tanrı ve gökten indiği söylenen bir kitabın kurallarına göre düşünmemizi, yememizi, içmemizi ve giyinmemizi emrediyorlar. Ciddiye alıyor ve onaylıyoruz.
Hiç görmediğimiz bir cehennemden korkuyoruz. Hiç görmediğimiz bir cennete gitmek için anladığımızı sandığımız emirleri uyguluyoruz.
Sonra en son teknoloji aletlerimizi göstererek "geliştik" diyoruz. Uzaya uydu muydu göndermeler falan var ya. Hee geliştik (nah!) geliştik.
Tarih öncesi çağlar hiç bitmedi aslında. Bırak maymunları geçmeyi, bırak Evrim Teorisi'ni. Maymun belki de insanın evrim geçirmiş halidir.
Din adamlarının (en az bir kaç bin yıl sonra!) anlayacağı açıdan bakarsak, Adem ve Havva'nın maymuna evrilmiş halleri de olabiliriz.
***
Herşeyde bir hayır var:
1923'ten 2013'e değin 90 yıllık Cumhuriyet döneminde, Türk gençliğinin politikaya merak salması en büyük ölçüde AKP'nin eseri (katılmayan varsa söylesin). Milletimizin futbola olan ilgisi, siyasete dair uyanan merakı yanında solda sıfır kaldı. Adamlar yaptıkları icraatlarla Türk bayrağı ve Atatürk posterlerine olan (sevgiyi değil, ama) ilgiyi arttırdılar.
Bağışıklık sistemini güçlendiren aşı gibisin, AKP.
Ya da belki Altın Vuruş...
***
Geçen gün, babam direksiyondaydı. Her ne hikmetse yolun ortasında yürüyen 3-4 tane yaşlı amcanın arkasında durup bekledik. Baba, dedim, seslen bari, beklerken öleceğiz burda.
Olmaz ayıp, dedi.
Sessiz sessiz -ayıp olmasın diye- onlarla aynı hızda arabayla bir süre gittik arkalarından. Hiç duymadılar, sohbetleri bozulmadı.
Babam ya, BABAM işte. Hem benim babam, hem de baba adam.
***
Bugün, hem de tek bir gün içerisinde -ama farklı saatlerde- bunları düşündüm.
Arada düşünmek, vb. şeyler yapmak lazım bence. Karanlık çağlar başka türlü geçmek bilmiyor.
Hiç görmediğimiz bir cehennemden korkuyoruz. Hiç görmediğimiz bir cennete gitmek için anladığımızı sandığımız emirleri uyguluyoruz.
Sonra en son teknoloji aletlerimizi göstererek "geliştik" diyoruz. Uzaya uydu muydu göndermeler falan var ya. Hee geliştik (nah!) geliştik.
Tarih öncesi çağlar hiç bitmedi aslında. Bırak maymunları geçmeyi, bırak Evrim Teorisi'ni. Maymun belki de insanın evrim geçirmiş halidir.
Din adamlarının (en az bir kaç bin yıl sonra!) anlayacağı açıdan bakarsak, Adem ve Havva'nın maymuna evrilmiş halleri de olabiliriz.
***
Herşeyde bir hayır var:
1923'ten 2013'e değin 90 yıllık Cumhuriyet döneminde, Türk gençliğinin politikaya merak salması en büyük ölçüde AKP'nin eseri (katılmayan varsa söylesin). Milletimizin futbola olan ilgisi, siyasete dair uyanan merakı yanında solda sıfır kaldı. Adamlar yaptıkları icraatlarla Türk bayrağı ve Atatürk posterlerine olan (sevgiyi değil, ama) ilgiyi arttırdılar.
Bağışıklık sistemini güçlendiren aşı gibisin, AKP.
Ya da belki Altın Vuruş...
***
Geçen gün, babam direksiyondaydı. Her ne hikmetse yolun ortasında yürüyen 3-4 tane yaşlı amcanın arkasında durup bekledik. Baba, dedim, seslen bari, beklerken öleceğiz burda.
Olmaz ayıp, dedi.
Sessiz sessiz -ayıp olmasın diye- onlarla aynı hızda arabayla bir süre gittik arkalarından. Hiç duymadılar, sohbetleri bozulmadı.
Babam ya, BABAM işte. Hem benim babam, hem de baba adam.
***
Bugün, hem de tek bir gün içerisinde -ama farklı saatlerde- bunları düşündüm.
Arada düşünmek, vb. şeyler yapmak lazım bence. Karanlık çağlar başka türlü geçmek bilmiyor.
Subscribe to:
Posts (Atom)