November 29, 2015

Hayaller... Düğünler... Müdürler...

İçimdeki ses: "Portekiz'i anlat! Nikah davetiyelerini tek tek kendin yaptığını anlat!" 

Y-jenerasyonunu başından geçen her günü internette tüm insanlığa ilan etmeye iten psikolojik nedenleri, içimdeki sesin önerdiği konulardan daha ilginç ve yazmaya değer buluyorum. Ama başlıca nedenin "narsistik bir karakter" olduğu sonucuna varınca -ki, vegan sitelerin ortaya koyduğu gerçeklerle yüzleşmek kadar zor bu... Ben en iyisi bugünlük içimdeki sesi dinleyeyim.

Vegan olmak derken...
Hayır, daha olmadım. İyi düşünmek lazım. Sözünden dönene dönek derler sonra.
Çoğu günler vejetaryenim. Bazı günler veganım. Etçil bir canlı olduğuna inanan kocam bile bugün akşam yemeğinde vegan yemek yedi.

Kocam derken...
İnouk'la evlendik! Lizbon'a 40 dakika mesafedeki Mafra kasabasında, QUINTA DE SANT'ANA adlı bir bağ evinde. Dünya'nın uzak köşelerinden ailelerimiz ve arkadaşlarımız geldi. Çok güzeldi çok.
12 Ağustos 2015, Quinta de Sant'Ana, Portekiz. Evlendirme memuruna gerek yok, biz kendimizi evlendiririz.
Fotoğraf: Fabio Azanha.

"Düğün Portekiz'de" dedik, "Portekiz ne alaka?" diye sordular, "Damadın ailesi Kanada ve Taiwan'da, gelinin ailesi Türkiye'de, niye Portekiz?"
Cevap: "Portekiz çok güzel diye duyduk..."

Sonuçta düğün için illa ki bir ülke seçecektik, değil mi?
İstanbul'da beğendiğim mekanlar 50 kişiden az düğün gruplarını kabul etmiyordu.
Yunanistan'daki mekanlara websitelerine fazla bilgi koymuyorlar diye güvenemedik.
İtalya'daki mekanları çok pahalı bulduk.
Kanada'dayı düşünmedik bile, çünkü Türk misafirler açısından yeri çok sapa.
Fransa'daki mekanları araştırdık; bir kaç şato beğendik; fiyatların hane sayısını saymaca falan oynadık.
... derken, İnouk'un kız kardeşi Portekiz'de evlenmek için uygun bir mekan bulduğunu söyledi.

Düğün organizasyonu çok stresli bir süreç:
Aşkını öldürmüyorsa güçlendiriyor. Atalarımız bu geleneği çiftler ilişkilerini test etsinler diye başlatmış. Düğün maceramı ayrı bir postta anlatmayı düşünüyorum. Ancak blogger geçmişim, söz vermeme rağmen hayata geçiremediğim yazı projeleriyle dolu...

Geçen ay işyerinde terfi aldım. Üretim Müdürü oldum.
Bunu aylardır bekliyordum.
Haber verince babam çok sevindi. Aklına ilk gelen fıkrayı anlattı: Bir gün vücuttaki organlar aralarında bir müdür seçmeye karar vermişler. Kalp "Ben müdür olmalıyım" demiş, "Hiçbiriniz bensiz çalışamaz". Mide "Beni seçin" demiş, "En merkezde yer alıyorum, herkese yakınım". Beyin "Saçmalamayın" demiş, "Bütün organları organize etmek benim işim".
Bir köşede tartışmayı dinleyen göt beklenmedik bir şey söylemiş: "Ben müdür olayım"
Bunu duyan organlar kahkahayı basmış. "Hadi oradan göt" demişler, "Sen otur orda, karışma."
Göt kızmış. "Siz görürsünüz" demiş içinden. İki gün hiç çalışmamış, diğer organların bütün yalvarmalarına ve baskılarına rağmen kapısını açmamış. Pes etmişler, "Tamam ulan, tamam sen müdür ol" demişler ve böylece götü müdür yapmışlar. O gün bugündür bütün götler müdürmüş, ve bütün müdürler göt.

Babam bu fıkrayı çok defa anlattı, her seferinde gülüyorum.

May 03, 2015

Kendime Notlar

Tamamı alıntıdır.

Eric Berne (Hayat Denen Oyun):
"Artık başarılı olmak için başkasının iznine ihtiyacımız olduğunu düşünmediğimizde, hakiki yakınlığın yerine oyunları koymak istemeyeceğiz."

Nathaniel Branden (Özgüven Psikolojisi):
"Insan için kendisi hakkındaki değerlendirmesinden daha önemli bir değer yargısı yoktur. Hiç bir etken onun psikolojik gelişim ve güdülenmesinde bundan daha belirleyici olamaz."
"Özgüven akla ve kendi ilkelerimize uygun olarak yaşamayı seçtiğimizde kendiliğinden gelir."

Susan Forward (Duygusal Şantaj):
"Dürüstlüğümüzü ancak başka insanların kontrolcü davranışına karşı koyarak koruyabiliriz."
" 'Eğer söylediğimi yapmazsan acı çekersin' gibi basit bir tehdit, bir duygusal şantajcının en güzel özetidir."
"Şantajcılar daima kendi gerekçelerinin bizimkinden daha üstün olduğunu ve bizde bir sorun olduğunu, mesela bencil veya ihmalkâr olduğumuzu düşünmemizi sağlamaya çalışırlar. ..."

John M. Gottman (Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi):
"Evliliğin amacı anlam paylaşımıdır. Yani iki taraf da diğerinin hayal ve umutlarını destekleyecek. Eğer bir taraf diğerini mutlu etmek için kendi isteklerini feda ediyorsa evlilik yanlış yolda demektir." 

Karen Horney (İçsel Çatışmalarımız):
"Bazen nevrotik insanlar garip şekilde amaca bağlılık gösterebiliyorlar. İnsanlar hırsları uğruna kendi şerefleri de dahil herşeyi feda edebilirler; kadınlar hayatta aşktan başka bir şey istemeyebilirler; anne babalar bütün ilgilerini çocuklarına hasredebilirler. Bu insanlar samimi oldukları izlenimi doğurabilirler. ... Görünürdeki bu samimiyet, birleşmeden ziyade çaresizlikten gelmektedir."

D. Stone, B. Patton, S. Heen (Zor Konuşmalar):
"İnsanlar önce anlaşıldıklarını hissetmeden asla değişmezler. Birine bir şey yapmasını söylemek, o kişinin bunu yapması ihtimalini azaltır. Oysa anlayış, direnç duvarlarını yıkabilir."

April 10, 2015

Yeni Bir Fenomen Doğuyor

"Düşünce" nasıl bir maddedir... Balkanlar'dan gelen soğuk hava dalgasının Ankara'yı sele vurması gibi, düşünceler de bulutlar gibi o kafa senin bu kafa benim seyahat ediyor olabilir mi?

Mesela sen bir konuda bir yazı yazıyorsun, bir bakıyorsun başka bir blogger da çok benzer cümlelerle aynı şeyleri anlatmış.
("Düşüncemi çalmış!" diye carlamadan önce biraz durup, olayın gerçekten bir hırsızlık vakası mı, yoksa senin fikirlerinin sıradanlığı mı olduğunu sormalı...)
Diyelim senin yazın çok orjinaldi, eminsin. "Hırsız var!" diye bağırmadan önce sen yine bir düşün. Belki başka bir durum var.

*
Nereden öğreniyorlar böyle hareketleri?
YÜZÜNCÜ MAYMUN FENOMENİ

1952-58 yılları arasında Japonya'nın Koshima adasında vahşi maymunlar üzerinde yapılmış bir gözleme göre, maymunlardan biri (18 aylık, dişi) elindeki patatesi kazara suya düşürür ve patates bu sayede üstündeki kumdan arınır. Temizlenmiş patatesin daha lezzetli olduğunu "keşfeden" maymun, bu tesadüften sonra patateslerini yemeden önce hep yıkar.
Bu bilgi adadaki diger maymunlar arasında taklit edilerek yayılır. Patatesi yıkamayı öğrenenen 100. maymundan sonra bilginin yayılmasında bir sıçrama olur: Koshima'da ve çevre adalarda yaşayan maymunlar (kısa bir zaman aralığı içinde) patates-yıkama davranışı göstermeye başlarlar.

Japon araştırmacıların gözlemleri sonraki yıllarda benzer deneylere esin kaynağı olur. Lawrence Blair (antropolog/sinema yapımcısı) and Lyall Watson (biyolog/zoolog), 1970'lerin ortalarında bu konu üzerine eğilir ve düşüncelerini birbirinden bağımsız kitaplarında toplarlar. 1980'lerde Elaine Myers (biliminsani), orjinal Koshima raporları ile başka araştırmacıların sonradan eklediği teoriler arasında tutarsızlıklar olduğunu öne sürer. 1990'lar ve 2000'lerde Paulo Coelho (yazar), Ken Keyes (kişisel gelişim uzmanı) gibi bir çok yazar konuya mistik açıdan yaklaşır. Şimdilerde hikayeyi bir şehir efsanesi sanan çok kişi var. Gerçek olduğundan -ben de- bugüne kadar emin değildim.

*
Plajda yattığım yerden çektim. "O da mı istifa edip geldi acaba..."
Tarihe yeni bir fenomen ihbarında bulunmak istiyorum: İSTİFAYI BASIP MEKSİKA'YA KOŞAN DİŞİ HOMO SAPİENLER

2014 Şubat ayında bir Türk kişi (29 yaşında, ben) istifa dilekçesini sunar ve sevgilisiyle Meksika'ya tatile gider. Tatilini "İşinden İstifa Et ve Derhal Meksika'ya Git!" başlığı altında bol resimli Türkçe bir yazıyla blogunda anlatır, sonra yeni işine başlar ve konu kapanır. (Kaynak için tikla)

2015 Nisan ayında bir Amerikalı kişi (20'li yaşlarda, dişi), işinden istifa ettikten sonra gittiği Meksika tatilini kaleme alır, vegan yemek tarifi ağırlıklı olan blogunda bol resimli İngilizce bir yazı olarak yayınlar. Yazının başlığı "So I Quit My Job, and Went to Mexico" 'dur. (Kaynak için tıkla)

Hırsızlık mı? Gülünç bir suçlama olur bu. Ta neredeki Amerikalı kızcağız benim yazımı bulacak da, İngilizce'ye çevirtecek de, imrenip istifa edecek ve Meksika'ya gidecek de... Ama tesaduf değil diyorum. Oluyor bazen, birbirini tanıma ihtimali olmayan iki insan aynı sıradışı (ya da sıradan) şeyleri düşünüyor -hem de aynı kelimelerle.

Yüzüncü Maymun Fenomeni doğru ise, 100 kadın istifa edip Meksika'ya tatile giderse şayet, bilgi aktarımında bir sıçrama olacak ve bütün dünyada çalışan kadınlar istifa edip Meksika'ya tatile gidecekler.
Denesek mi kızlar? İki kişi yaptı bile. İşini bırakıp Meksika'ya gidecek 98 kadın daha bulabilirsek eğer... Denemekten bir zarar gelmez.

*
Bence en yaygın kadın fenomeni: KADIN ELİ FENOMENİ

1990 başlarından günümüze kadar olan yıllar. Bir Türk anne kişi (benimki), yavrusuna (yani bana) Türkçe dilde der ki:
"Annem ellerine bakar, 'Ellerim çok bozuldu, senin ellerin ne kadar güzel' derdi. Şimdi ben de ellerime bakıyorum, bulaşık yıkamaktan bozulmuş ellerim. Halbuki senin ellerin ne kadar güzel, ne kadar genç..."

Yıl 2008. Meksikalı anne Claudia (yaş 37), Kanada'nın Vancouver adasındaki mutfağında bulaşık yıkarken misafirine (yani bana) İngilizce olarak der ki:
"Annem ellerine bakar, 'Ellerim çok bozuldu, senin ellerin ne kadar güzel' derdi. Şimdi ben de ellerime bakıyorum, bulaşık yıkamaktan bozulmuş ellerim. Halbuki senin ellerin ne kadar güzel, ne kadar genç..."

Yıl 2015. Bir Türk kişi (30 yaşında, ben) Pınar Altuğ'un elleriyle ilgili çıkan haberi okur, ve kendi ellerine bakar: "Ellerim biraz kurumuş mu sanki? Bulaşık eldiveni kullanmazsam olacağı budur."

*
Rüzgar farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda, hepimize aynı düşünce bulutlarını getiriyor.

(Maymunlu fotograf Jari Peltomäki'ye ait)