December 04, 2012

Sevmek ve Öküzlük üzerine

Seni seviyorum
...dediği zaman birisi, "Neden?" diye sordunuz mu hiç?

Ben sordum.

♥   ♥   ♥
"Beni sevdiğini nereden biliyorsun?"
Bu soruya mutlak doğru bir cevap yok. Yanlışlığından emin olduğum bir cevap aldığımı da hatırlamıyorum.

Ama öyle bir his oluyor ki... Hani bilgi yarışmalarında yarışmacının yanıtı yanlış olunca DAAAAT! diye hoş bir seda verirler, hah işte o sesi veresim geliyor bazen.

♥   ♥   ♥
Erkek arkadaşım akıllı çocuk, arıza manitasının arıza sorularına maruz kalmamak için bir çözüm yolu geliştirmiş: Artık "Seni seviyorum" demek yerine, "Sen beni seviyorsun" diyor. Manitası "Neden?" diye soramıyor haliyle.

Ama, heyhat, akıllı hatunum ben; bu sefer sırıtarak şunu soruyorum: "Nereden biliyorsun?"
"Çok belli ediyorsun."
"Öyle mi??"
"Öyle."

"Seni seviyorum" 'u "Seni seviyorum" demeden söyleyebilmesini biliyor ya, işte en çok bunu seviyorum ben.

♥   ♥   ♥
Arızayım, evet. Sorguluyorum.
Ama sevgiyi değil, sözcükleri sorguluyorum. "Seviyorum" kelimesini ağızlarına sakız yapanları. Anlamını hissetmeden, ağız ishali olmuş papağan gibi ha bire kelimeleri ardı sıra dizip...  

♥   ♥   ♥
Sevmek, sübjektif bir olay. Herkes kendi tarzında sever. Düzgün sevmiyor diye manitaya format atıp karakteri tekrar yükleyemezsin. Tarz meselesi bu, doğuştan gelir. Değişmez.

Ha hokka burun da doğuştan, kanca burun da doğuştan... "Şey"leri olduğu gibi kabul edip sevelim, tamam. Ama kusurları inkar etmeyelim allasen! Sevmenin de kusurlusu olur.


♥   ♥   ♥
Neymiş efendim, seviyormuşmuş. Sevdiği için değiştiriyormuş beni. Kusurlarımı zımpara kağıdıyla düzeltiyormuş, hep bana sevgisinden! Tabii seviyor, en sevdiği pantolonunu sevdiği gibi seviyor. Canı istediği gibi ütülüyor, canı istediği yere asıyor. Rahat ediyor benimle, giyiyor beni oooooh, yumuşacığım ya, rahatlıyor, rahatlıyor, pırt pırt... Rahat olmasa osurur mu bu kadar?

♥   ♥   ♥
Bence sevmek, kapasite meselesi. 
Sadece alabildiği kadar sever kimi; öteki dokunabildiği kadar sever; beriki kendinden verebildiği kadar sever. 
İşin acı yani şu ki almayı tercih edenler, gönlü vermeye razı eşler edinirler. En başlarda alan razı, veren razı... Ama zamanla veren taraf kendini enayi gibi hissetmeye başlar. (Şu anda tecrübe konuşuyor)

İşin daha acı tarafı da, vermeyi sevenler sıklıkla (Her zaman, demiyorum bakın. Sıklıkla.) almayı sevenlere koşar. Seveni mikerler mikeni severler, diye boşuna dememişler... (A-aaa tecrübem bayağı ağzı bozuk çıktı!)


♥   ♥   ♥
Herkes iyi kötü -güya!- seviyor. Yüzme bilmiyorum, diyen var ama "Sevmesini bilmiyorum" diyen yok. Halbuki o kadar çok ki.

Kendi kendimize konuşurken duygularımızın adlarını yanlış koyuyoruz: Sevmek, istemek ve ihtiyaç duymak, aynı anda tek bir ruhta var olabilen farklı kavramlardır. İnsan birini sevmeden de ister bazen. 
Sonra "Seviyorum, gel" der...

Sözler kirlendi. Bu durum bende arıza yapıyor.
Bu yüzden seviyorumlara kolay kolay inanmıyorum artık.

4 comments:

Ahu Kader said...

Cok ilginc bir bakis acisi ve harika. Eline, yüregine saglik. Cok hosuma gitti. Ilk isim, "beni neden seviyorsun lan?" sorusunu sormak olacak. ;)

ayca said...

:)) Aman kavga cikmasin :)

Ahu Kader said...

Bu güne kadar hic kavga etmedik. Belki bu bir sebep olur. Saka saka :) Sevgiyle kal ...

Anıl Özer said...

Şu doğru; ""Sözler kirlendi..""