Mutluluk için gençlik, güzellik, para, işte aşkta başarı falan gerekir diye dayatılır hep; oysa daha ne mutluluklar var:
Bir çocuğun uykudaki gülücüğünü görmek (ki Kamerun'da wo-mba derlermiş); hafif serin hafif derin bir denizde yüzmek; sevgilinin kokusunu ya da kuraklıktan sonra yağan ilk yağmura eşlik eden hoş kokuyu (petrichor denmiş İngilizce'de) içine çekmek...
Bitmek üzere olan ajandamda, 1 Ocak tarihli sayfanın en altında yazan satırlar bunlar. Sayfaları 2012'mi okumak meraklıya çeviriyorum. Yılın ilk günü Sharon'la Heritage Park'ına yürüyüş yapmaya gitmişiz. Sonra bana gelmiş, beraber akşam yemeği yapıp yemişiz...
Hatırlıyorum. Hava feci soğuktu, yürüyüşümüz 10 dakika sürdü sürmedi, üşüyen ellerimizi hohlaya hohlaya arabaya geri koştuk. Otoparkın yanında bir dükkan vardı. Günlerden Pazar, dükkan kapalı - burnumuzu cama dayayıp karanlık vitrindeki antikaları seyre daldık, üşüdüğümüzü unuttuk.
Sayfaları çeviriyorum. Pazartesi, 2 Ocak, ofiste yılbaşı tatili, günün çoğunu evde uyuyarak geçirmişim. 3 Ocak'ta hurmalı pasta yapmışım, 7 Ocak'ta Sevgili'yle buz pateni kaymaya gitmişiz, vesaire vesaire.
(Kaynak: benim ajandam)
* * * *
Şunu anlatacak bir kelime olsa: Karşıdan karşıya geçerken, yoldan gelen araba durup durmamaya, yaya da geçip geçmemeye karar veremediğinde oluşan tereddüt atmosferinin ardından, önce her ikisinin de geçmeye, sonra her ikisinin de durmaya davranması üzerine her iki tarafın yaşadığı yarı şaşkınlık yarı öfke hâli.
29 Ocak'lı sayfanın en altında yazan satırlar bunlar. Ben yazmadım; Metis Ajanda'nın 2012 baskısı "Olmayan Kelimeler"i konu almış. Her sayfaya enteresan bir bilgi veya önerme koymuş. Bazı tarihleri ise tarihileştirmiş: Mesela 25 Ocak, Kendine Ait Bir Oda Günü.
* * * *
70 yıl öncesi Türkiye'yi kenarından köşesinden deneyimleme fırsatı bulanlar, o zamanların çok farklı olduğunu, hatta havadaki oksijen-azot dengesinin bile farklı olduğunu, toprağın, şehrin bir başka koktuğunu falan söyleyeceklerdir. Bence inansanız iyi olur. Zaman, salt "geçiştirilecek" bir şey olarak algılanmıyordu o zamanlar. İç mekanlar televizyon gibi başka insanlara, dünyalara ait sayısız zaman-mekan parçasıyla doldurulmamıştı henüz. Saf, katışıksız ve olduğu gibiydi. Bir de kendine özgü buruk bir mutlaklığı, sıradanlığı vardı dünyanın. Herşey özensizdi, eskiydi, muşamba kaplıydı ama olabildiğince sağlam ve değiştirilmesi olanaksız görünüyordu. Zaman da böyle ağır ağır geçip gidiyor, zamanın mekana sürtünürken çıkardığı ses, "sessizlik" olarak duyuluyordu.
(Ahmet Sipahioğlu, "Evkeder", Metis Ajanda 2012, sayfa 32)
* * * *
Şeylerin adını koymak lazım.
Ağaç, çiçek, kuş, çocuk, deniz. Aferin insanoğluna, bunlara güzel güzel isim koymuş. Bence durma insanoğlu, işin bitmedi daha. Hala ismi konmamış, bir isimcik edinip önce dile, sonra kafalara girmeyi bekleyen bir sürü kimsesiz kavram var.
Mesela, doğduktan sonra bebeğin attığı ilk çığlığın bir adı olmalı, diyor Metis ajandam.
"Yenidoğan avazı" olsun mu?
Bence siyah gibi görünen, ama siyah olmayan çok çok koyu kahverenginin de bir adı olmalı. Yepyeni bir kelime, "kahra" gibi mesela.
Bir şarkı duyunca, bir koku alınca veya bir söz söylenince, kişinin kendisini geçmişte bulunduğu bir anda hissettiği, ama bu anın zaman/mekan gibi detaylarını ilk anda hatırlayamadığı; ve hatırlamayı başardığı anda "Aha!" dediği rahatlama hissinin bir adı olmalı.
Mesela, mesela... Fikri olan?
Ajanda, adını koymak istediğim bu keşif anından önceki muğlak his anına "gizlenti" adını koymuş. Gizlenen anılar gibi yani.
* * * *
Ah 2012 ajandam, ayrılık anı yaklaştıkça içim buruluyor. Beraber yazdığımız sayfalarda ne de güzel eğlenmişiz. Sen 12 Kasım Pazartesi gününe "Kayıp Eldiven Teklerini Anma-Arama Günü" yazmışsın; ben de annemle sabah 9'da Skype'da görüntülü konuştuğumuzu, o Türkiye'den ben Kanada'dan kameraya bakarak karşılıklı Türk kahvesi içtiğimizi, ve akşam Sevgili'yle Çin malı mutfak eşyaları dükkanından bir çaydanlık aldığımızı yazmışım.
İkimiz de ne güzel anlaştık bu yıl ajandam. Sayfaları geriye doğru çevirerek okurken, benim günlerimin de senin adlandırdığından daha az deli-manyak olmadığını görüyor ve seviniyorum.
* * * *
Ruslar bir şeyin adını kaymaktan çekinmiyor, mesela "dozvonit'sya" açılana kadar kapıyı ya da telefonu çaldırmak; ya da "nudnyi" nasılsınız sorusuna uzun uzun cevap veren kişi.
(Metis Ajanda 2012, sayfa 153)
Benim için kullanışlı bilgi bu: Annem dozvonit'syanın kralını yapar ve Kanadalıların hepsi nudnyi.
* * * *
Zihemoroid:
Zihinsel hemoroid. Bir şeyler üretmeye fazlaca zorlanan zihnin bir ucunun pörtleyerek dışarı çıkmasıyla oluşan ve fikir çıkışını oldukça sancılı bir sürece çeviren patolojik durum. Bu hastalıktan kurtulmanın en iyi yolu zihin kabızlığından kaçınmaktır; bunun için de zihni çalıştıran bol lifli düşünsel gıdalar tüketmek gerekir. Besin değeri düşük olan düşünsel gıdalar zihin kaslarını tembelleştireceğinden zihin kabızlığını daha da arttıracak ve zihemoroidin daha da kötüleşmesine neden olacaktır. Elbette aşırı derecede lifli düşünce tüketiminin de zihin ishaline ve gazına neden olabileceği unutulmamalıdır. Kronik zihin ishalinden mustarip kişiler fikirlerini tutamadıklarından sosyal ortamlarda mahcup edici durumlara düşebilirler. Bunu önlemek için de düşüngıdaların iyice çiğnenmek koşuluyla sindirime yardımcı olmak gerekir. Ayrıca tek yönlü zihinsel beslenme de zihindeki yararlı bakterilerin giderek azalmasına ve doğal floranın yok olmasına yol açacağından, zihinsel gıdalarda çeşitlilik sağlanmasına özen gösterilmelidir.
(Özde Duygu Gürkan, "Zihemoroid", Metis Ajanda 2012, sayfa 154)
* * * *
Canım ajandam harika ötesi yeni kelimeler önermek suretiyle dilime renk kattı. Bakınız bu yıl öğrendiğim kelimelerden bazıları:
Yokgen: Çokgen olmayı çok istediği halde bir türlü başaramayın matematiksel yokluk
Egoduvarı: Diplomaların, sertifikaların, ünlü kişilerle fotoğrafların asıldığı duvar
Sevmeyemek: Bir zamanlar sevmiş olduğu kişiden sevgini geri çekmek, sevmeyi sürdürememek.
Pattama tandansı: Bir yazıyı/konuşmayı yanlış anlayanların yorum yapma ihtimalinin daha fazla olması. Dil ile beyin bağlantısının zayıflaması ama dil etkinliğinin artmasından kaynaklanır.
Abesoloji: Zihnin abesle iştigalini ve abesin zihni işgalini inceleyen bilim dalı
Yarcahil: Televizyondaki bilgi yarışması programlarına iştirak edenlerin bir bölümünü oluşturan yarışmacı türü. Cahil yarışmacı. Özellikle yorum yapmaya zorlandığında açık verir. Sonunda "kamyonu devirdiğine", aslolanın kazanmak değil katılmak olduğu hususunda başta sunucu olmak üzere tüm izleyenleri ikna etme yolunda takdire şayan bir ısrar sergiler.
Helikopter ebeveyn: Ömrünü çocuğunun etrafında dönerek geçiren ebeveyn
Dakşam: Dün akşam
Yakşam: Yarın akşam
Döğlen: Dün öğlen
Yöğlen: Yarın öğlen
Sanırım "Dabah" ve "Yabah" kelimelerinin anlamlarını kendiniz tahmin edersiniz.
Uydurmasyon kelimelerden başka, çeşitli dillerde hâli hazırda kullanılmakta olan kelimeleri de ihmal etmemiş Metis. Şunlar gibi:
Sekaseka (Kongo dili): Sebepsiz gülmek
Tergelak (Malay dili): İstemeden gülmek
Katahara itai (Japonca): Karnı ağrıyana kadar gülmek
Cachinnator (Latince): Şen şakrak kahkahalar atan kişi
Begadang (Endonezya dili): Sabaha kadar konuşmak
Ho'oponopono (Havai dili): Konuşarak bir sorunu çözmek
Monono-aware (Japonca): Şeylerin geçiciliğini fark edip tatlı bir hüzün duymak
Neko-neko (Endonezya dili): İşleri daha beter hale sokan parlak fikir
Yiyuan (Çince): Bir insanın son, gerçekleşmeyin arzusu
* * * *
Dediler ki evren atomlardan oluşur, onlar da birer boşluktur. Boşluk hiçlik midir diye sordum, bilemediler. Yaşlı adam dedi ki: Olan olmuş evladım, o bağı kopardığımızdan bu yana artık birbirimize muhtacız, mahkumuz, bundan ötürü bir hayli kızgınız da. Birbirimizden bir şeyler bekliyoruz, bir şeyler istiyoruz; karşılık bulamıyoruz; birilerini, bir şeyleri suçluyoruz. Beklenen, istenen şeyin bir adı da yok. İnsan denilen mahluk ne olduğunu kavrayamadığı için adını bile bilemediği bir şeyi nasıl birbirine versin ki?
(Engin Geçtan, "Adını Kimseler Bilmiyor, Bilemez de", Metis Ajanda 2012, sayfa 69)
* * * *
Bu yıl da paçayı kurtarıp kapağı 2013'e atabilen herkesi öncelikle başarı ve şanslarından ötürü tebrik ederim.
2012'nin son yazısının sonunu yeni yıl dileklerime ayırmak istiyorum. Şu şekilde:
- 2013, her dakikasını hayatta kalarak ve bunun farkında olarak geçireceğiniz bir yıl olsun.
- Sevdikleriniz ister burnunuzun dibinde ister Pluton'da olsun, ama hep gönlünüze yakın olsun. Ho'ponopono yapmaktan kaçınmayın.
- Bol bol sekaseka yapın, katahara itai yapın, hatta tergelak yapın, yılın cachinnator'u siz olun.
- Sevdiklerinizi akşam yemeklerine davet edin, onlara börekler açın, elinizden gelmiyorsa bari mısır patlatın ya da ne bileyim işte meyve falan koyun. Erkenden kalkarlarsa "A-aa olmaz, daha karpuz keseceğdik" deyip geri oturtun, begadang yapın.
- 2012 bitiyor diye monora-aware'ye kapılabilirsiniz. Amaan siz de, herşey geçer, herşey biter, sonra hep yenisi başlar. Hepimiz öleceğiz zaten, kaçınız 2096'yı görecek ki? Aha şuraya yazıyorum: Hepiniz öleceksiniz. Ama 2013'te ölmeyin, daha sonra ölün. (2014 için de aynı dilekte bulunacağım)
- Bol bol kitap okuyun, zihin kabızlığına ve neko-neko derdine bire bir çözüm.
- Düşünceli taklidi yapmayın, gerçekten düşünün. Şunu düşünün mesela: Bugün ölseniz, sizin yiyuanınız ne olurdu? Ne yapın ne edin, yiyuanları ortadan kaldırmaya bakın.
- Kendinize hediye bir ajanda alın. Küçük bir tane edinin ki hep yanınızda taşıyabilesiniz. 2013'ün sonunda dolan sayfaları okumak öyle tatlı gelecek ki. Ve saklayın, sakın atmayın. 2096'da torunlarınız okur belki; hangi gün kimleri gördünüz, nereleri gezdiniz... Belki 2523'te bile okunur, belgesel olursunuz, kim bilir.
5 comments:
:) Çok tatlı, bayıldım bu kelimelere! Mutlu yıllar :)
Öyle bi yazıyosun ki, neresini yorumlayacağıma şaşıyorum bazen. :)
Kelimeleri okurken bazılarında yerlere yattım. :D
Bu arada Egoduvarı'nı yapan kişiye ne denir bilirmisin... ""KOVALAK"" :))
Büro arkadaşımdan duymuştum. :) Kovalak; gösteriş düşkünü, hayattaki tatmini diğer insanların dikkatini çekerek ve takdir toplamaya çalişarak elde eden insan. demekmiş.. :)
Keyifli bi yazı. Bunu sözlük niyetine favori yer imlerime aldım. :))
ya bir de.. nudnyi olmak kötü bişey mi? sanırım ben öyleyim de.. :)
Teşekkürler Ceren:)
Anıl, yeni bir kelime daha öğrendim:) Bu yıl öğrendiğim ilk kelime, KOVALAK! Nudnyi olmak bence iyi bi'şey. Ama hava -20 olunca dışarda karşılaştığın insanın nudnyi olması hayat mücadelesini zorlaştırıyor biliyor musun?:) Hatırlıyorum bir keresinde eve çağırdığım buzdolabı tamircisi Kanadalı bir nudnyiydi, bir kaç saat kaldı tamir edemeden gitti. Annemle babam o sırada bendeydi, annem İngilizce bilmiyor, dedi ki "Yavrum bu adam neler anlattı buzdolabının tarihini mi?" Buzdolabı iki hafta daha bozuk kaldı o da ayrı hikaye:))
Berberlerden sonra "nudnyi" olan bi meslek grubu daha keşfettik desene.. :D
Post a Comment